<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title>Yaltkaya Forum - Tüm Forumlar</title>
		<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/</link>
		<description>Yaltkaya Forum - http://www.yaltkaya.net/forumtr</description>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 15:49:04 -0500</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title>Doğudaki bir doktordan</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1462</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 00:51:39 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1462</guid>
			<description><![CDATA[Birde Silopi Ankara'ya uzak mı ? diye soruyorlar. Biz ne yapıyoruz? diyen yok. Biz onların elinden topraklarını mı aldık, 2.sınıf vatandaş olarak mı davrandık. Anadolunun bir çok köyünden daha fazla hizmet verilmedi mi? Ne yapmaya çalışıyorlar pe ke ke liler anlamıyorum Yeter artık yeter !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

         Doğuda görevli bir doktorun mektubundan !!!

    Merhaba, 
    Buraya ilk gelince insan önce birşeyler başarmak istiyor ve bütün olanaklarını zorluyor. 
    Ancak bir süre sonra bütün isteğini kaybedip 'Ben burada ne arıyorum ?'  diye sorgulamaya başlıyor. 
    Malzeme temini yerel firmaların kontrolünde (ki hepsi siyasilerin) . 
    Hastane yönetimlerine baskı had safhada. 
    Siyasiler hastane üzerinden resmen devleti soyuyorlar. 1'e mal olanı 4'e satıyorlar. 
    İnsanlar doktorlara karşı büyük bir öfkeye sahip. Geldiğimden beri darp edilmeyen arkadaşım kalmadı. 
    Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince, ya kaymakama gidiyor, ya da 'Ben pkk lıyım, seni vururum' diye tehdit ediliyoruz. 
    Can ve mal güvenliğimiz sıfır. 
    Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor.
     
    Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor. 
     
    Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor. 
    O çocuklar ne yapıyor peki ? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde pkk bayrakları ile DTP mitingine gidiyor. 
    Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya). 
    Bu yardımda sadece beyana bakıyorlar. Adam 5'i 50 yazdırabiliyor. Van' da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa az gelir. 
    Her Cuma kaymakamlık elden nakdi para dağıtıyor. 
    Buralarda tek vergi verenler devlet memurları...  
    İnsan içinden  ve de dışından lanetler okuyor.   
      
    BU YAZIYI OKUDUKTAN SONRA HERKESE DAĞITIN BİLSİN CÜMLE ALEM BİLSİN TÜM DÜNYA... 
    NEDEN TERÖR DE BİTMİYOR DAHA İYİ ANLAŞILIR SANIRIM. TERÖR BİTERSE BU İNSANLAR ÇALIŞMAK ZORUNDA KALABİLİR DEVLET DENETİMİNİ DAHA SIK VE İYİ YAPABİLİR... İSTERLER Mİ BU RANTIN BİTMESİNİ.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Birde Silopi Ankara'ya uzak mı ? diye soruyorlar. Biz ne yapıyoruz? diyen yok. Biz onların elinden topraklarını mı aldık, 2.sınıf vatandaş olarak mı davrandık. Anadolunun bir çok köyünden daha fazla hizmet verilmedi mi? Ne yapmaya çalışıyorlar pe ke ke liler anlamıyorum Yeter artık yeter !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

         Doğuda görevli bir doktorun mektubundan !!!

    Merhaba, 
    Buraya ilk gelince insan önce birşeyler başarmak istiyor ve bütün olanaklarını zorluyor. 
    Ancak bir süre sonra bütün isteğini kaybedip 'Ben burada ne arıyorum ?'  diye sorgulamaya başlıyor. 
    Malzeme temini yerel firmaların kontrolünde (ki hepsi siyasilerin) . 
    Hastane yönetimlerine baskı had safhada. 
    Siyasiler hastane üzerinden resmen devleti soyuyorlar. 1'e mal olanı 4'e satıyorlar. 
    İnsanlar doktorlara karşı büyük bir öfkeye sahip. Geldiğimden beri darp edilmeyen arkadaşım kalmadı. 
    Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince, ya kaymakama gidiyor, ya da 'Ben pkk lıyım, seni vururum' diye tehdit ediliyoruz. 
    Can ve mal güvenliğimiz sıfır. 
    Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor.
     
    Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor. 
     
    Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor. 
    O çocuklar ne yapıyor peki ? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde pkk bayrakları ile DTP mitingine gidiyor. 
    Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya). 
    Bu yardımda sadece beyana bakıyorlar. Adam 5'i 50 yazdırabiliyor. Van' da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa az gelir. 
    Her Cuma kaymakamlık elden nakdi para dağıtıyor. 
    Buralarda tek vergi verenler devlet memurları...  
    İnsan içinden  ve de dışından lanetler okuyor.   
      
    BU YAZIYI OKUDUKTAN SONRA HERKESE DAĞITIN BİLSİN CÜMLE ALEM BİLSİN TÜM DÜNYA... 
    NEDEN TERÖR DE BİTMİYOR DAHA İYİ ANLAŞILIR SANIRIM. TERÖR BİTERSE BU İNSANLAR ÇALIŞMAK ZORUNDA KALABİLİR DEVLET DENETİMİNİ DAHA SIK VE İYİ YAPABİLİR... İSTERLER Mİ BU RANTIN BİTMESİNİ.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Irkcilik toplumsal bir felakettir</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1461</link>
			<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 04:08:59 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1461</guid>
			<description><![CDATA[Osmanl&yacute;daki nötral milliyetçilik, Cumhuriyet ile birlikte siyasalla&thorn;t&yacute;r&yacute;ld&yacute;. M.Kemalin Ne Mutlu Türküm Diyene söylevi asl&yacute;nda Türke yönelik bir söylev de&eth;il, Cumhuriyette ya&thorn;ayan de&eth;i&thorn;ik halklara yönelik söylenen siyasal bir söylevdi. 


Bu politika zamanla cumhuriyetin merkezine oturdu ve korku politikalar&yacute; dolay&yacute;s&yacute;yla Korku Cumhuriyeti geli&thorn;tirilmeye ba&thorn;land&yacute;. Korku duyulanlar ise ötekilerdir. Yani Kürtler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler ve daha niceleri. Türkün Türkten ba&thorn;ka dostu yoktur diyen bir zihniyet kendi d&yacute;&thorn;&yacute;ndaki herkesi dü&thorn;man belliyor ve gösteriyor. Dolay&yacute;s&yacute;yla yak&yacute;n zamanda ya&thorn;ad&yacute;klar&yacute;m&yacute;z ile bugün ya&thorn;ad&yacute;klar&yacute;m&yacute;z ikiz karde&thorn;ler gibi yan yana durmaktad&yacute;r. Ne yöntemler farkl&yacute;la&thorn;t&yacute; ne söylemler ne uygulamalar ne de uygulay&yacute;c&yacute;lar&yacute; ... Ötekile&thorn;en ve Linç kültürü ile simgele&thorn;en bu sürecin özelliklerini ayd&yacute;nlara sorduk ve ald&yacute;&eth;&yacute;m&yacute;z yan&yacute;tlar&yacute; sizlerle payla&thorn;&yacute;yoruz. 

&THORN;anar Yurdatapan (Müzisyen, aktivist): Tabii ki bir anda bu sürece gelinmedi. Bir kere en altta, &thorn;oven ve &yacute;rkç&yacute; politikalar&yacute;n devlet politikas&yacute; olarak küçüklü&eth;ümüzden beri &thorn;uurumuzun üstüne ve alt&yacute;na yerle&thorn;tirilmi&thorn; olmas&yacute;, bu gibi olaylar&yacute;n basit bir k&yacute;v&yacute;lc&yacute;mla patlamas&yacute;na zemin yaratan ilk faktör. Bir ad&yacute;m sonras&yacute;nda, y&yacute;llar y&yacute;l&yacute; bu gibi sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n takipsiz kalmas&yacute;, sald&yacute;rganlar yerine sald&yacute;r&yacute;ya u&eth;rayanlar&yacute;n suçlanmas&yacute;, tutuklanmas&yacute;, yarg&yacute;lanmas&yacute; gelenek halinde. Bütün bunlara bir de AK Partinin bir ad&yacute;m ileri iki ad&yacute;m geri tutars&yacute;z politikas&yacute; ve CHP/MHP ikilisinin sald&yacute;rgan tav&yacute;rlar&yacute; ve medyan&yacute;n tarafl&yacute; yay&yacute;nlar&yacute; eklenince en basit bir olay&yacute;n etnik çat&yacute;&thorn;maya dönü&thorn;mesi an meselesi oluyor. Tabii ki sa&eth;duyu ilk &thorn;art, yoksa her an çok kanl&yacute; bir iç çat&yacute;&thorn;man&yacute;n ülkenin her yerine bula&thorn;mas&yacute; i&thorn;ten bile de&eth;il ki böyle bir felaketin galibi olmaz. Sevgili Ahmet Türkün kendisine sald&yacute;r&yacute;ld&yacute;&eth;&yacute; gün verdi&eth;i demeç bize örnek olmal&yacute;d&yacute;r. 

Thomas Gerber (Yazar-ara&thorn;t&yacute;rmac&yacute;): Osmanl&yacute;daki nötral milliyetçilik, Cumhuriyet ile birlikte siyasalla&thorn;t&yacute;r&yacute;ld&yacute;. M.Kemalin Ne Mutlu Türküm Diyene söylevi asl&yacute;nda Türke yönelik bir söylev de&eth;il, Cumhuriyette ya&thorn;ayan de&eth;i&thorn;ik halklara yönelik söylenen siyasal bir söylevdi. Bu politika zamanla cumhuriyetin merkezine oturdu ve korku politikalar&yacute; dolay&yacute;s&yacute;yla Korku Cumhuriyeti geli&thorn;tirilmeye ba&thorn;land&yacute;. Dikilen gömle&eth;i be&eth;enmeyenler dü&thorn;man, ele&thorn;tirenler hain olmaya ba&thorn;lad&yacute; ve 77 milletlik bir halk bir anda teklik üzerinde kurguland&yacute; ve bu yönlü bir sistem olu&thorn;turuldu. Bu ve benzer sistemlere dayanan devletler geçmi&thorn;te ve günümüzde çok önemli dar bo&eth;azlarda geçtiler. En önemlisi geli&thorn;tirilen siyasal milliyetçilik sonuç itibar&yacute; ile kendisini vurmaya ba&thorn;lad&yacute; ve ülkeler yang&yacute;n yerine döndü. Bu k&yacute;sa de&eth;erlendirmeden sonra &thorn;unu söyleyebilirim. Cumhuriyet ve mevcut politikalar&yacute;, günümüzdeki Türkiyeyi ciddi oranda tehdit ediyor. Kürtlerin taleplerine cevap vermeyen Cumhuriyet, Laz, Çerkez, Rum ve de&eth;i&thorn;ik kültür ve halklar&yacute; eritmeye çal&yacute;&thorn;arak Cumhuriyeti &thorn;irozla&thorn;t&yacute;rd&yacute;. Bunu gören AKP de&eth;i&thorn;imden ziyade de&eth;i&thorn;tirir gibi bir pozisyon izledi. Ne Kürtler ne de siyasalla&thorn;an milliyetçilik bunu kabul etmedi, etmeyecek de... Mevcut pozisyonda köklü de&eth;i&thorn;imler hedeflenmedikçe ve Cumhuriyetin eskiyen, çürüyen ve günümüze cevap vermeyen yanlar&yacute; at&yacute;lmad&yacute;kça sorunlar devam eder. Sonuç olarak, Türk milliyetçili&eth;i siyasal bir milliyetçilik kimli&eth;ini geli&thorn;tirdi&eth;i için yanl&yacute;z Kürtler de&eth;il, di&eth;er az&yacute;nl&yacute;klar veya halklarda sürekli tehdit alt&yacute;nda ya&thorn;amaya ve sorun üretmeye devam edecektir. 

Haynne Wyss (&Yacute;spanya Akdeniz Toplumsal Ara&thorn;t&yacute;rmalar Merkezi Ba&thorn;kan&yacute;): Kürtlerin milliyetçi sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n tehditi alt&yacute;nda olmas&yacute; ayn&yacute; zamanda Türkiyenin önemli bir tehdit alt&yacute;nda bulunmas&yacute;n&yacute; da beraberinde getirir. Bunu ne politikac&yacute;lar ne de bürokrasi engelleyebilir. Güçlü sivil toplum örgütleri, ayd&yacute;nlar, yazarlar ve sanatç&yacute;lar önleyebilir. Halklara gerçekleri en etkin ve yal&yacute;n sunabilecek tek kesim bu kesimlerdir. Örne&eth;in Almanyada Irkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Türklerin sald&yacute;r&yacute; kar&thorn;&yacute;s&yacute;ndaki masumiyeti neyse Türkiyede ayn&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Kürtlerin masumiyeti de ayn&yacute;d&yacute;r. Bunlar&yacute; ancak politika üstü olan STÖler ve belirtti&eth;im &thorn;ahsiyetler anlatabilir ve toplumda empati yapmay&yacute; sa&eth;layabilir. Di&eth;er önemli gördü&eth;üm bir hususu burada belirtmeden geçemeyece&eth;im. Kürtlere kar&thorn;&yacute; geli&thorn;tirilen bu &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lar, sadece Kürtlerin sorunu olmamal&yacute;d&yacute;r. Bir o kadar Türk ve Avrupal&yacute;n&yacute;n da sorunu olmal&yacute;d&yacute;r. ABnin konuya ili&thorn;kin ciddi bir aç&yacute;klama yapmamas&yacute; yad&yacute;rganacak bir durumdur. Önlemlerin al&yacute;nmas&yacute;, bundan ziyade &yacute;rkç&yacute; ve tek millet üzerinde yürütülen politikalar&yacute;n bir an önce terk edilmesi için Avrupadaki yabanc&yacute;lar dolay&yacute;s&yacute;yla Türkiyede milliyetçi sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Kürtler için de sivil inisiyatifleri geli&thorn;tirmeliyiz ve etkin k&yacute;lmal&yacute;y&yacute;z. 

Ali Habip (avukat ve aktivist): Öncelikle &thorn;unu belirtmek isterim ki; bu olaylar&yacute;n sadece Dörtyol halk&yacute; veya Hatay halk&yacute; ile ilgisi yok. &THORN;unu sadece iki hususla aç&yacute;klayabiliriz ki; birincisi &thorn;udur; MHP, yöredeki halkta hakl&yacute; infial yarat&yacute;lm&yacute;&thorn;t&yacute;r demekle bu olaylar&yacute;n do&eth;rulu&eth;unu ve hakl&yacute;l&yacute;&eth;&yacute;n&yacute; savunmu&thorn;tur. &Yacute;kinci durum da, olay ç&yacute;karanlar&yacute;n büyük bir k&yacute;sm&yacute; Dörtyol d&yacute;&thorn;&yacute;ndan gelen (Antakya, &Yacute;skenderun, K&yacute;r&yacute;khan) milliyetçiler (ülkü ocaklar&yacute; mensubu) insanlard&yacute;r. Hükümetin olaya bak&yacute;&thorn;&yacute; ve bu olaylarda ki çözümsüzlü&eth;ü de kendini &thorn;u noktada gösteriyor: Acaba böyle bir eylemi solcular yapsayd&yacute; kaç saat sürerdi ve da&eth;&yacute;t&yacute;lmalar&yacute;nda kolluk bu kadar pasif kal&yacute;r m&yacute;yd&yacute;? &THORN;imdi bu durumlar&yacute; göz önüne alarak olaylar&yacute; bir kez daha de&eth;erlendirirsek, aç&yacute;kças&yacute; daha iyi olur. Bunun yan&yacute;nda polisin keyfi olarak gözlat&yacute;na ald&yacute;&eth;&yacute; ve karakol bahçesinde kur&thorn;unlanan Do&eth;ulu vatanda&thorn;&yacute;n durumunu da unutmamal&yacute;. Sokaklarda ba&thorn; gösteren hadiselere nas&yacute;l gelindi? Evet nas&yacute;l oldu? Kimse biz karde&thorn;iz demedi, halk&yacute;n içine kin tohumlar&yacute; ekildi. Öfke ile beslendi halk, tabii &thorn;u durumu da unutmamak gerekiyor ki; &Yacute;skenderun-Dörtyol taraf&yacute;nda s&yacute;kl&yacute;kla ya&thorn;anan eylemler de bu olaylarda aktif oldu. Ancak &Yacute;negöl için bunu söyleyemeyiz. Bu sürecin a&thorn;&yacute;lmas&yacute; &thorn;u &thorn;ekilde olabilir; bu olaylara sebep olan as&yacute;l faillerin yakalanmas&yacute; ve cezaland&yacute;r&yacute;lmas&yacute; ile çözülebilir. Yoksa ba&thorn;ka bir &thorn;ekilde bu olaylar bitirilemez. Bir de toplumsal birliktelik ve karde&thorn;lik içinde çözülebilir. 

Rag&yacute;p Duran (Gazeteci): Soka&eth;&yacute;n fa&thorn;istle&thorn;mesi olarak tan&yacute;mlanabilecek geli&thorn;me, ku&thorn;kusuz do&eth;al ve kendili&eth;indenci bir &thorn;ekilde ortaya ç&yacute;kmad&yacute;. Kürt gerçe&eth;ini anlamakta ve kabullenmekte direnen egemen ideoloji, Kürt askeri ve siyasi hareketinin son dönemlerde gösterdi&eth;i etkinlikler kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda yeniden eski askeri yöntemleri devreye soktu. Ek olarak da kitlesel destek sa&eth;lamak için popüler düzeyde k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmalara ihtiyaç duymaya ba&thorn;lad&yacute;. Baz&yacute; halk kesimleri, AKP idaresini hatta TSKy&yacute; neredeyse pasif bir güç olarak alg&yacute;lamaya te&thorn;ne. Egemen medyan&yacute;n da k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmas&yacute;yla, Kürt=Terörist imaj&yacute; güç kazand&yacute;. AKPnin haz&yacute;rl&yacute;ks&yacute;z, plans&yacute;z, programs&yacute;z, beceriksiz üstelik iyi niyetten yoksun aç&yacute;l&yacute;m paketi de ba&thorn;ar&yacute;s&yacute;zl&yacute;&eth;a u&eth;ray&yacute;nca, zaten Kürt, öteki, farkl&yacute;, ayk&yacute;r&yacute; gibi kavram ve olgular kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda anlay&yacute;&thorn;, demokrasi ve empati kültürü zay&yacute;f olan kesimler, militarist yani &thorn;iddete dayal&yacute; geleneklerin de deste&eth;iyle, hukuksuzlu&eth;un da katk&yacute;s&yacute;yla, linç giri&thorn;imlerine ba&thorn;lad&yacute;. Bu tepkiler kimi zaman gayr&yacute; resmi devlet ajanlar&yacute; taraf&yacute;ndan ç&yacute;kar&yacute;l&yacute;p k&yacute;&thorn;k&yacute;rt&yacute;lsa bile, siyasal-kültürel atmosfer zaten yeterince gergin oldu&eth;u için, &Yacute;negöl ve Dörtyol benzeri hadiseler meydana geldi. 

K&yacute;sa vadede, emniyet ve adliyenin linç ve k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmac&yacute; ki&thorn;i ve kurumlara (medya dahil) kar&thorn;&yacute; yasalar&yacute;n öngördü&eth;ü sert, önleyici yapt&yacute;r&yacute;mlar uygulamas&yacute; gerekir. Siyasi iktidar sözcülerinin Olaylar&yacute; ç&yacute;karanlar maalesef yurtsever vatanda&thorn;lar türünden aç&yacute;klamalar&yacute;na kesinlikle yasal yapt&yacute;r&yacute;m uygulanmal&yacute;. Öte yandan Kürt silahl&yacute; hareketinin de iç sava&thorn;&yacute;n yolunu açma riski ta&thorn;&yacute;yan eylemlerini sivil hedeflere ve kentsel alanlara ta&thorn;&yacute;maktan kaç&yacute;nmas&yacute; gerekir. Milliyetçiliklerin ve &thorn;iddetin birbirlerini kar&thorn;&yacute;l&yacute;kl&yacute; olarak besledikleri gerçe&eth;ini gözönünde bulundurarak, hakl&yacute; ve me&thorn;ru bir mücadele, siyasal alanda bar&yacute;&thorn;&yacute; hedeflemek zorunda. Kopu&thorn; i&thorn;aretlerinin artt&yacute;&eth;&yacute; bir dönemde, milliyetçili&eth;e, &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a ve &thorn;iddete kar&thorn;&yacute; mücadele, özel bir anlam ta&thorn;&yacute;yor. AKP, Referandum, Ergenekon, Irak Kürdistan Yönetimi gibi siyasal konjonktür unsurlar&yacute;n&yacute; da hesaba katan, ama daha geni&thorn; ve yap&yacute;sal bir perspektifle, yerel, bölgesel, ulusal ve global güç dengelerini de iyi de&eth;erlendiren en az orta vadeli bir politikayla, önce &thorn;iddeti devre d&yacute;&thorn;&yacute; b&yacute;rakan, sonra da soruna kal&yacute;c&yacute; çözüm üreten bir yakla&thorn;&yacute;m&yacute; ad&yacute;m ad&yacute;m uygulamak laz&yacute;m. 

Ali Nesin (Aziz Nesin Vakf&yacute; Ba&thorn;kan&yacute; ve ö&eth;retim üyesi): Tecrübeyle sabit ki bu tür hadiseler Türkiyede çok iyi organize olmu&thorn; bir te&thorn;kilat&yacute;n provokasyonu olmazsa olmaz. Yine tecrübeyle sabit ki bu tür olaylar&yacute; ayd&yacute;nlar, sivil toplum örgütleri ve ikincil siyasi partiler engelleyemiyorlar. Olaylar&yacute;n geri dönü&thorn;ü olmayan noktaya t&yacute;rmanmas&yacute;n&yacute; ancak ve belki hükümet (ve muhalefetle el ele vererek) engelleyebilir. Bu tür olaylar&yacute;n ard&yacute;nda öylesine gizli kapakl&yacute; oyunlar vard&yacute;r ki, benim gibi s&yacute;radan bir vatanda&thorn;&yacute;n yukar&yacute;da söylediklerimin d&yacute;&thorn;&yacute;nda yapaca&eth;&yacute; her türlü tahmin laf olsun, çuval dolsun kategorisine girer. K&yacute;sa dönemde çözümü bilmiyorum. Kimin bilebilece&eth;ini de bilmiyorum. Uzun dönemde çözüm e&eth;itimde ve ülkenin refah düzeyini art&yacute;rmaktad&yacute;r. 

Avrupa Antiracism Örgütü Yönetim Kurulu: Avrupan&yacute;n birçok ülkesinde &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Türk vatanda&thorn;lar&yacute;n, Türkiyede Kürtlere &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;larda bulunmas&yacute; dü&thorn;ündürücü. Bu tür &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n temel nedeninin ülke ve insan&yacute;n&yacute;n&yacute; sevmek olmad&yacute;&eth;&yacute;n&yacute; yap&yacute;lan ara&thorn;t&yacute;rmalar ortaya ç&yacute;kard&yacute;. Temel neden mutsuz insanlar toplulu&eth;unun olmas&yacute;d&yacute;r. Mutsuz insan&yacute;n bu ve benzeri e&eth;ilimleri her zaman ortaya ç&yacute;kabilir. Sorun, yönetimlerin buna kar&thorn;&yacute; tepkisi ve önlemleridir. Solingende gerçekle&thorn;tirilen &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;ya tepki gösteren Türk yetkilileri, e&eth;er Kürtlere yap&yacute;lan &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara sessiz kal&yacute;yorsa bu devletin Solingendeki tepkilerini samimi görmek mümkün olamaz. Almanyadaki &yacute;rkç&yacute; anlay&yacute;&thorn; neyse Kürtlere yap&yacute;lan &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara sessiz kalmak ya da me&thorn;ru göstermek ayn&yacute; zihniyeti ta&thorn;&yacute;r, ki bu tam anlam&yacute;yla bir çifte standart olur. Irkç&yacute;l&yacute;&eth;a kar&thorn;&yacute; al&yacute;nmas&yacute; gereken en önemli önlem farkl&yacute; kesimleri bir araya getirmek ve empati yapmalar&yacute;n&yacute; sa&eth;lamakt&yacute;r. Ön yarg&yacute;lar&yacute; ancak bu yolla ortadan kald&yacute;rabiliriz. &THORN;imdi Türk devletinin bahsetti&eth;iniz sald&yacute;ralara kar&thorn;&yacute; gösterece&eth;i reaksiyon, Avrupada ya&thorn;ayan ve sürekli &yacute;rkç&yacute; tehditlerle kar&thorn;&yacute; kar&thorn;&yacute;ya kalan Türk vadanda&thorn;lar&yacute; için bir esas olmal&yacute;d&yacute;r. Buna tan&yacute;k olmak ve ya&thorn;amak istiyoruz. 

Masudan Samii Donald (Sosyolog ve ABD Irkç&yacute;l&yacute;k Kar&thorn;&yacute;tlar&yacute; Birlik Platformu Sekreteri): ABDde siyahlara kar&thorn;&yacute; gerçekle&thorn;tirilen &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a bir zamanlar diyerek sanki bugün &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k yokmu&thorn; gibi bahsedenler günümüzdeki psikolojik &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; görmemeye ba&thorn;lad&yacute;lar. Dünyada bir zamanlar aç&yacute;ktan aç&yacute;&eth;a yap&yacute;lan kaba &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k, bugün psikolojik bir &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a dönü&thorn;mü&thorn; durumda. Obaman&yacute;n ya da siyahi birinin ABDnin ba&thorn;&yacute;nda olmas&yacute; durumu de&eth;i&thorn;tirmiyor. Öyle zannediyorum, ki takip etti&eth;im kadar&yacute;yla Türkiyenin siyahileri de Kürtler. Parlamentoda kaç Kürtün oldu&eth;u, bir cumhurba&thorn;kan&yacute;n&yacute;n ya da bakanlar&yacute;n Kürt olmas&yacute;, Kürtlere baz&yacute; haklar&yacute;n verilmesi, Kürtlere yönelik &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; ortadan kald&yacute;rmaz. T&yacute;pk&yacute; ABDde oldu&eth;u gibi. Çünkü &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k bir zihniyet sorunudur. Sorun bu zihniyetin de&eth;i&thorn;mesidir. Bu zihniyetin diri tutulmas&yacute;na bir de sistem göz yumarsa, sorun sokaklara, karanl&yacute;k kö&thorn;elerde insanlar&yacute; s&yacute;k&yacute;&thorn;t&yacute;rmaya kadar ula&thorn;&yacute;r ve toplumlarda derin yaralar açmaya ba&thorn;lar. Günümüzdeki &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k Hitler &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; de&eth;ildir art&yacute;k. Kimse toplama kamplar&yacute;na doldurulmuyor. Günümüzde daha ince, psikolojik, politiktir. Hatta yasalarda yer edinen inceden inceye bir &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k var. 

Ne yap&yacute;lmal&yacute; sorunuza kar&thorn;&yacute; ancak &thorn;unu belirtebilirim. Karde&thorn;le&thorn;mek, bar&yacute;&thorn;, anlay&yacute;&thorn;, ho&thorn;görü ve empati ancak bunlar da sadece birer temennidir. Ama hayat böyle okunmuyor. Bu söylemler, &yacute;rkç&yacute; zihniyeti ta&thorn;&yacute;mayanlar için geçerlidir. Bu nedenle esas olan ki&thorn;iden topluma kadar &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a maruz kalanlar&yacute;n kendilerini tepeden t&yacute;rna&eth;a &thorn;iddetsiz bir savunma mekanizmas&yacute; ile donatmalar&yacute;ndan geçiyor. En önemlisi yasalarda, hayat&yacute;n içinde kendilerine ayr&yacute;cal&yacute;k tan&yacute;nmas&yacute;n&yacute; sa&eth;lamal&yacute;lar. Yani &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;y&yacute; gerçekle&thorn;tirenlere kar&thorn;&yacute; teredütsüz a&eth;&yacute;r cezalar verilmeli. Bu ve benzeri her türlü &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k zihniyeti ta&thorn;&yacute;yan, eylemde bulunanlara kar&thorn;&yacute; sosyal tecritler de, yine yasalar yoluyla gerçekle&thorn;tirilmeli. E&eth;er buna benzer düzenlemeler olursa &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k, en az&yacute;ndan kitleler boyutundan ç&yacute;karak, bireysel boyutlara dü&thorn;er. 



AL&Yacute; ONGAN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanl&yacute;daki nötral milliyetçilik, Cumhuriyet ile birlikte siyasalla&thorn;t&yacute;r&yacute;ld&yacute;. M.Kemalin Ne Mutlu Türküm Diyene söylevi asl&yacute;nda Türke yönelik bir söylev de&eth;il, Cumhuriyette ya&thorn;ayan de&eth;i&thorn;ik halklara yönelik söylenen siyasal bir söylevdi. 


Bu politika zamanla cumhuriyetin merkezine oturdu ve korku politikalar&yacute; dolay&yacute;s&yacute;yla Korku Cumhuriyeti geli&thorn;tirilmeye ba&thorn;land&yacute;. Korku duyulanlar ise ötekilerdir. Yani Kürtler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler ve daha niceleri. Türkün Türkten ba&thorn;ka dostu yoktur diyen bir zihniyet kendi d&yacute;&thorn;&yacute;ndaki herkesi dü&thorn;man belliyor ve gösteriyor. Dolay&yacute;s&yacute;yla yak&yacute;n zamanda ya&thorn;ad&yacute;klar&yacute;m&yacute;z ile bugün ya&thorn;ad&yacute;klar&yacute;m&yacute;z ikiz karde&thorn;ler gibi yan yana durmaktad&yacute;r. Ne yöntemler farkl&yacute;la&thorn;t&yacute; ne söylemler ne uygulamalar ne de uygulay&yacute;c&yacute;lar&yacute; ... Ötekile&thorn;en ve Linç kültürü ile simgele&thorn;en bu sürecin özelliklerini ayd&yacute;nlara sorduk ve ald&yacute;&eth;&yacute;m&yacute;z yan&yacute;tlar&yacute; sizlerle payla&thorn;&yacute;yoruz. 

&THORN;anar Yurdatapan (Müzisyen, aktivist): Tabii ki bir anda bu sürece gelinmedi. Bir kere en altta, &thorn;oven ve &yacute;rkç&yacute; politikalar&yacute;n devlet politikas&yacute; olarak küçüklü&eth;ümüzden beri &thorn;uurumuzun üstüne ve alt&yacute;na yerle&thorn;tirilmi&thorn; olmas&yacute;, bu gibi olaylar&yacute;n basit bir k&yacute;v&yacute;lc&yacute;mla patlamas&yacute;na zemin yaratan ilk faktör. Bir ad&yacute;m sonras&yacute;nda, y&yacute;llar y&yacute;l&yacute; bu gibi sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n takipsiz kalmas&yacute;, sald&yacute;rganlar yerine sald&yacute;r&yacute;ya u&eth;rayanlar&yacute;n suçlanmas&yacute;, tutuklanmas&yacute;, yarg&yacute;lanmas&yacute; gelenek halinde. Bütün bunlara bir de AK Partinin bir ad&yacute;m ileri iki ad&yacute;m geri tutars&yacute;z politikas&yacute; ve CHP/MHP ikilisinin sald&yacute;rgan tav&yacute;rlar&yacute; ve medyan&yacute;n tarafl&yacute; yay&yacute;nlar&yacute; eklenince en basit bir olay&yacute;n etnik çat&yacute;&thorn;maya dönü&thorn;mesi an meselesi oluyor. Tabii ki sa&eth;duyu ilk &thorn;art, yoksa her an çok kanl&yacute; bir iç çat&yacute;&thorn;man&yacute;n ülkenin her yerine bula&thorn;mas&yacute; i&thorn;ten bile de&eth;il ki böyle bir felaketin galibi olmaz. Sevgili Ahmet Türkün kendisine sald&yacute;r&yacute;ld&yacute;&eth;&yacute; gün verdi&eth;i demeç bize örnek olmal&yacute;d&yacute;r. 

Thomas Gerber (Yazar-ara&thorn;t&yacute;rmac&yacute;): Osmanl&yacute;daki nötral milliyetçilik, Cumhuriyet ile birlikte siyasalla&thorn;t&yacute;r&yacute;ld&yacute;. M.Kemalin Ne Mutlu Türküm Diyene söylevi asl&yacute;nda Türke yönelik bir söylev de&eth;il, Cumhuriyette ya&thorn;ayan de&eth;i&thorn;ik halklara yönelik söylenen siyasal bir söylevdi. Bu politika zamanla cumhuriyetin merkezine oturdu ve korku politikalar&yacute; dolay&yacute;s&yacute;yla Korku Cumhuriyeti geli&thorn;tirilmeye ba&thorn;land&yacute;. Dikilen gömle&eth;i be&eth;enmeyenler dü&thorn;man, ele&thorn;tirenler hain olmaya ba&thorn;lad&yacute; ve 77 milletlik bir halk bir anda teklik üzerinde kurguland&yacute; ve bu yönlü bir sistem olu&thorn;turuldu. Bu ve benzer sistemlere dayanan devletler geçmi&thorn;te ve günümüzde çok önemli dar bo&eth;azlarda geçtiler. En önemlisi geli&thorn;tirilen siyasal milliyetçilik sonuç itibar&yacute; ile kendisini vurmaya ba&thorn;lad&yacute; ve ülkeler yang&yacute;n yerine döndü. Bu k&yacute;sa de&eth;erlendirmeden sonra &thorn;unu söyleyebilirim. Cumhuriyet ve mevcut politikalar&yacute;, günümüzdeki Türkiyeyi ciddi oranda tehdit ediyor. Kürtlerin taleplerine cevap vermeyen Cumhuriyet, Laz, Çerkez, Rum ve de&eth;i&thorn;ik kültür ve halklar&yacute; eritmeye çal&yacute;&thorn;arak Cumhuriyeti &thorn;irozla&thorn;t&yacute;rd&yacute;. Bunu gören AKP de&eth;i&thorn;imden ziyade de&eth;i&thorn;tirir gibi bir pozisyon izledi. Ne Kürtler ne de siyasalla&thorn;an milliyetçilik bunu kabul etmedi, etmeyecek de... Mevcut pozisyonda köklü de&eth;i&thorn;imler hedeflenmedikçe ve Cumhuriyetin eskiyen, çürüyen ve günümüze cevap vermeyen yanlar&yacute; at&yacute;lmad&yacute;kça sorunlar devam eder. Sonuç olarak, Türk milliyetçili&eth;i siyasal bir milliyetçilik kimli&eth;ini geli&thorn;tirdi&eth;i için yanl&yacute;z Kürtler de&eth;il, di&eth;er az&yacute;nl&yacute;klar veya halklarda sürekli tehdit alt&yacute;nda ya&thorn;amaya ve sorun üretmeye devam edecektir. 

Haynne Wyss (&Yacute;spanya Akdeniz Toplumsal Ara&thorn;t&yacute;rmalar Merkezi Ba&thorn;kan&yacute;): Kürtlerin milliyetçi sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n tehditi alt&yacute;nda olmas&yacute; ayn&yacute; zamanda Türkiyenin önemli bir tehdit alt&yacute;nda bulunmas&yacute;n&yacute; da beraberinde getirir. Bunu ne politikac&yacute;lar ne de bürokrasi engelleyebilir. Güçlü sivil toplum örgütleri, ayd&yacute;nlar, yazarlar ve sanatç&yacute;lar önleyebilir. Halklara gerçekleri en etkin ve yal&yacute;n sunabilecek tek kesim bu kesimlerdir. Örne&eth;in Almanyada Irkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Türklerin sald&yacute;r&yacute; kar&thorn;&yacute;s&yacute;ndaki masumiyeti neyse Türkiyede ayn&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Kürtlerin masumiyeti de ayn&yacute;d&yacute;r. Bunlar&yacute; ancak politika üstü olan STÖler ve belirtti&eth;im &thorn;ahsiyetler anlatabilir ve toplumda empati yapmay&yacute; sa&eth;layabilir. Di&eth;er önemli gördü&eth;üm bir hususu burada belirtmeden geçemeyece&eth;im. Kürtlere kar&thorn;&yacute; geli&thorn;tirilen bu &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lar, sadece Kürtlerin sorunu olmamal&yacute;d&yacute;r. Bir o kadar Türk ve Avrupal&yacute;n&yacute;n da sorunu olmal&yacute;d&yacute;r. ABnin konuya ili&thorn;kin ciddi bir aç&yacute;klama yapmamas&yacute; yad&yacute;rganacak bir durumdur. Önlemlerin al&yacute;nmas&yacute;, bundan ziyade &yacute;rkç&yacute; ve tek millet üzerinde yürütülen politikalar&yacute;n bir an önce terk edilmesi için Avrupadaki yabanc&yacute;lar dolay&yacute;s&yacute;yla Türkiyede milliyetçi sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Kürtler için de sivil inisiyatifleri geli&thorn;tirmeliyiz ve etkin k&yacute;lmal&yacute;y&yacute;z. 

Ali Habip (avukat ve aktivist): Öncelikle &thorn;unu belirtmek isterim ki; bu olaylar&yacute;n sadece Dörtyol halk&yacute; veya Hatay halk&yacute; ile ilgisi yok. &THORN;unu sadece iki hususla aç&yacute;klayabiliriz ki; birincisi &thorn;udur; MHP, yöredeki halkta hakl&yacute; infial yarat&yacute;lm&yacute;&thorn;t&yacute;r demekle bu olaylar&yacute;n do&eth;rulu&eth;unu ve hakl&yacute;l&yacute;&eth;&yacute;n&yacute; savunmu&thorn;tur. &Yacute;kinci durum da, olay ç&yacute;karanlar&yacute;n büyük bir k&yacute;sm&yacute; Dörtyol d&yacute;&thorn;&yacute;ndan gelen (Antakya, &Yacute;skenderun, K&yacute;r&yacute;khan) milliyetçiler (ülkü ocaklar&yacute; mensubu) insanlard&yacute;r. Hükümetin olaya bak&yacute;&thorn;&yacute; ve bu olaylarda ki çözümsüzlü&eth;ü de kendini &thorn;u noktada gösteriyor: Acaba böyle bir eylemi solcular yapsayd&yacute; kaç saat sürerdi ve da&eth;&yacute;t&yacute;lmalar&yacute;nda kolluk bu kadar pasif kal&yacute;r m&yacute;yd&yacute;? &THORN;imdi bu durumlar&yacute; göz önüne alarak olaylar&yacute; bir kez daha de&eth;erlendirirsek, aç&yacute;kças&yacute; daha iyi olur. Bunun yan&yacute;nda polisin keyfi olarak gözlat&yacute;na ald&yacute;&eth;&yacute; ve karakol bahçesinde kur&thorn;unlanan Do&eth;ulu vatanda&thorn;&yacute;n durumunu da unutmamal&yacute;. Sokaklarda ba&thorn; gösteren hadiselere nas&yacute;l gelindi? Evet nas&yacute;l oldu? Kimse biz karde&thorn;iz demedi, halk&yacute;n içine kin tohumlar&yacute; ekildi. Öfke ile beslendi halk, tabii &thorn;u durumu da unutmamak gerekiyor ki; &Yacute;skenderun-Dörtyol taraf&yacute;nda s&yacute;kl&yacute;kla ya&thorn;anan eylemler de bu olaylarda aktif oldu. Ancak &Yacute;negöl için bunu söyleyemeyiz. Bu sürecin a&thorn;&yacute;lmas&yacute; &thorn;u &thorn;ekilde olabilir; bu olaylara sebep olan as&yacute;l faillerin yakalanmas&yacute; ve cezaland&yacute;r&yacute;lmas&yacute; ile çözülebilir. Yoksa ba&thorn;ka bir &thorn;ekilde bu olaylar bitirilemez. Bir de toplumsal birliktelik ve karde&thorn;lik içinde çözülebilir. 

Rag&yacute;p Duran (Gazeteci): Soka&eth;&yacute;n fa&thorn;istle&thorn;mesi olarak tan&yacute;mlanabilecek geli&thorn;me, ku&thorn;kusuz do&eth;al ve kendili&eth;indenci bir &thorn;ekilde ortaya ç&yacute;kmad&yacute;. Kürt gerçe&eth;ini anlamakta ve kabullenmekte direnen egemen ideoloji, Kürt askeri ve siyasi hareketinin son dönemlerde gösterdi&eth;i etkinlikler kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda yeniden eski askeri yöntemleri devreye soktu. Ek olarak da kitlesel destek sa&eth;lamak için popüler düzeyde k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmalara ihtiyaç duymaya ba&thorn;lad&yacute;. Baz&yacute; halk kesimleri, AKP idaresini hatta TSKy&yacute; neredeyse pasif bir güç olarak alg&yacute;lamaya te&thorn;ne. Egemen medyan&yacute;n da k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmas&yacute;yla, Kürt=Terörist imaj&yacute; güç kazand&yacute;. AKPnin haz&yacute;rl&yacute;ks&yacute;z, plans&yacute;z, programs&yacute;z, beceriksiz üstelik iyi niyetten yoksun aç&yacute;l&yacute;m paketi de ba&thorn;ar&yacute;s&yacute;zl&yacute;&eth;a u&eth;ray&yacute;nca, zaten Kürt, öteki, farkl&yacute;, ayk&yacute;r&yacute; gibi kavram ve olgular kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda anlay&yacute;&thorn;, demokrasi ve empati kültürü zay&yacute;f olan kesimler, militarist yani &thorn;iddete dayal&yacute; geleneklerin de deste&eth;iyle, hukuksuzlu&eth;un da katk&yacute;s&yacute;yla, linç giri&thorn;imlerine ba&thorn;lad&yacute;. Bu tepkiler kimi zaman gayr&yacute; resmi devlet ajanlar&yacute; taraf&yacute;ndan ç&yacute;kar&yacute;l&yacute;p k&yacute;&thorn;k&yacute;rt&yacute;lsa bile, siyasal-kültürel atmosfer zaten yeterince gergin oldu&eth;u için, &Yacute;negöl ve Dörtyol benzeri hadiseler meydana geldi. 

K&yacute;sa vadede, emniyet ve adliyenin linç ve k&yacute;&thorn;k&yacute;rtmac&yacute; ki&thorn;i ve kurumlara (medya dahil) kar&thorn;&yacute; yasalar&yacute;n öngördü&eth;ü sert, önleyici yapt&yacute;r&yacute;mlar uygulamas&yacute; gerekir. Siyasi iktidar sözcülerinin Olaylar&yacute; ç&yacute;karanlar maalesef yurtsever vatanda&thorn;lar türünden aç&yacute;klamalar&yacute;na kesinlikle yasal yapt&yacute;r&yacute;m uygulanmal&yacute;. Öte yandan Kürt silahl&yacute; hareketinin de iç sava&thorn;&yacute;n yolunu açma riski ta&thorn;&yacute;yan eylemlerini sivil hedeflere ve kentsel alanlara ta&thorn;&yacute;maktan kaç&yacute;nmas&yacute; gerekir. Milliyetçiliklerin ve &thorn;iddetin birbirlerini kar&thorn;&yacute;l&yacute;kl&yacute; olarak besledikleri gerçe&eth;ini gözönünde bulundurarak, hakl&yacute; ve me&thorn;ru bir mücadele, siyasal alanda bar&yacute;&thorn;&yacute; hedeflemek zorunda. Kopu&thorn; i&thorn;aretlerinin artt&yacute;&eth;&yacute; bir dönemde, milliyetçili&eth;e, &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a ve &thorn;iddete kar&thorn;&yacute; mücadele, özel bir anlam ta&thorn;&yacute;yor. AKP, Referandum, Ergenekon, Irak Kürdistan Yönetimi gibi siyasal konjonktür unsurlar&yacute;n&yacute; da hesaba katan, ama daha geni&thorn; ve yap&yacute;sal bir perspektifle, yerel, bölgesel, ulusal ve global güç dengelerini de iyi de&eth;erlendiren en az orta vadeli bir politikayla, önce &thorn;iddeti devre d&yacute;&thorn;&yacute; b&yacute;rakan, sonra da soruna kal&yacute;c&yacute; çözüm üreten bir yakla&thorn;&yacute;m&yacute; ad&yacute;m ad&yacute;m uygulamak laz&yacute;m. 

Ali Nesin (Aziz Nesin Vakf&yacute; Ba&thorn;kan&yacute; ve ö&eth;retim üyesi): Tecrübeyle sabit ki bu tür hadiseler Türkiyede çok iyi organize olmu&thorn; bir te&thorn;kilat&yacute;n provokasyonu olmazsa olmaz. Yine tecrübeyle sabit ki bu tür olaylar&yacute; ayd&yacute;nlar, sivil toplum örgütleri ve ikincil siyasi partiler engelleyemiyorlar. Olaylar&yacute;n geri dönü&thorn;ü olmayan noktaya t&yacute;rmanmas&yacute;n&yacute; ancak ve belki hükümet (ve muhalefetle el ele vererek) engelleyebilir. Bu tür olaylar&yacute;n ard&yacute;nda öylesine gizli kapakl&yacute; oyunlar vard&yacute;r ki, benim gibi s&yacute;radan bir vatanda&thorn;&yacute;n yukar&yacute;da söylediklerimin d&yacute;&thorn;&yacute;nda yapaca&eth;&yacute; her türlü tahmin laf olsun, çuval dolsun kategorisine girer. K&yacute;sa dönemde çözümü bilmiyorum. Kimin bilebilece&eth;ini de bilmiyorum. Uzun dönemde çözüm e&eth;itimde ve ülkenin refah düzeyini art&yacute;rmaktad&yacute;r. 

Avrupa Antiracism Örgütü Yönetim Kurulu: Avrupan&yacute;n birçok ülkesinde &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara maruz kalan Türk vatanda&thorn;lar&yacute;n, Türkiyede Kürtlere &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;larda bulunmas&yacute; dü&thorn;ündürücü. Bu tür &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lar&yacute;n temel nedeninin ülke ve insan&yacute;n&yacute;n&yacute; sevmek olmad&yacute;&eth;&yacute;n&yacute; yap&yacute;lan ara&thorn;t&yacute;rmalar ortaya ç&yacute;kard&yacute;. Temel neden mutsuz insanlar toplulu&eth;unun olmas&yacute;d&yacute;r. Mutsuz insan&yacute;n bu ve benzeri e&eth;ilimleri her zaman ortaya ç&yacute;kabilir. Sorun, yönetimlerin buna kar&thorn;&yacute; tepkisi ve önlemleridir. Solingende gerçekle&thorn;tirilen &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;ya tepki gösteren Türk yetkilileri, e&eth;er Kürtlere yap&yacute;lan &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara sessiz kal&yacute;yorsa bu devletin Solingendeki tepkilerini samimi görmek mümkün olamaz. Almanyadaki &yacute;rkç&yacute; anlay&yacute;&thorn; neyse Kürtlere yap&yacute;lan &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;lara sessiz kalmak ya da me&thorn;ru göstermek ayn&yacute; zihniyeti ta&thorn;&yacute;r, ki bu tam anlam&yacute;yla bir çifte standart olur. Irkç&yacute;l&yacute;&eth;a kar&thorn;&yacute; al&yacute;nmas&yacute; gereken en önemli önlem farkl&yacute; kesimleri bir araya getirmek ve empati yapmalar&yacute;n&yacute; sa&eth;lamakt&yacute;r. Ön yarg&yacute;lar&yacute; ancak bu yolla ortadan kald&yacute;rabiliriz. &THORN;imdi Türk devletinin bahsetti&eth;iniz sald&yacute;ralara kar&thorn;&yacute; gösterece&eth;i reaksiyon, Avrupada ya&thorn;ayan ve sürekli &yacute;rkç&yacute; tehditlerle kar&thorn;&yacute; kar&thorn;&yacute;ya kalan Türk vadanda&thorn;lar&yacute; için bir esas olmal&yacute;d&yacute;r. Buna tan&yacute;k olmak ve ya&thorn;amak istiyoruz. 

Masudan Samii Donald (Sosyolog ve ABD Irkç&yacute;l&yacute;k Kar&thorn;&yacute;tlar&yacute; Birlik Platformu Sekreteri): ABDde siyahlara kar&thorn;&yacute; gerçekle&thorn;tirilen &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a bir zamanlar diyerek sanki bugün &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k yokmu&thorn; gibi bahsedenler günümüzdeki psikolojik &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; görmemeye ba&thorn;lad&yacute;lar. Dünyada bir zamanlar aç&yacute;ktan aç&yacute;&eth;a yap&yacute;lan kaba &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k, bugün psikolojik bir &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a dönü&thorn;mü&thorn; durumda. Obaman&yacute;n ya da siyahi birinin ABDnin ba&thorn;&yacute;nda olmas&yacute; durumu de&eth;i&thorn;tirmiyor. Öyle zannediyorum, ki takip etti&eth;im kadar&yacute;yla Türkiyenin siyahileri de Kürtler. Parlamentoda kaç Kürtün oldu&eth;u, bir cumhurba&thorn;kan&yacute;n&yacute;n ya da bakanlar&yacute;n Kürt olmas&yacute;, Kürtlere baz&yacute; haklar&yacute;n verilmesi, Kürtlere yönelik &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; ortadan kald&yacute;rmaz. T&yacute;pk&yacute; ABDde oldu&eth;u gibi. Çünkü &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k bir zihniyet sorunudur. Sorun bu zihniyetin de&eth;i&thorn;mesidir. Bu zihniyetin diri tutulmas&yacute;na bir de sistem göz yumarsa, sorun sokaklara, karanl&yacute;k kö&thorn;elerde insanlar&yacute; s&yacute;k&yacute;&thorn;t&yacute;rmaya kadar ula&thorn;&yacute;r ve toplumlarda derin yaralar açmaya ba&thorn;lar. Günümüzdeki &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k Hitler &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; de&eth;ildir art&yacute;k. Kimse toplama kamplar&yacute;na doldurulmuyor. Günümüzde daha ince, psikolojik, politiktir. Hatta yasalarda yer edinen inceden inceye bir &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k var. 

Ne yap&yacute;lmal&yacute; sorunuza kar&thorn;&yacute; ancak &thorn;unu belirtebilirim. Karde&thorn;le&thorn;mek, bar&yacute;&thorn;, anlay&yacute;&thorn;, ho&thorn;görü ve empati ancak bunlar da sadece birer temennidir. Ama hayat böyle okunmuyor. Bu söylemler, &yacute;rkç&yacute; zihniyeti ta&thorn;&yacute;mayanlar için geçerlidir. Bu nedenle esas olan ki&thorn;iden topluma kadar &yacute;rkç&yacute;l&yacute;&eth;a maruz kalanlar&yacute;n kendilerini tepeden t&yacute;rna&eth;a &thorn;iddetsiz bir savunma mekanizmas&yacute; ile donatmalar&yacute;ndan geçiyor. En önemlisi yasalarda, hayat&yacute;n içinde kendilerine ayr&yacute;cal&yacute;k tan&yacute;nmas&yacute;n&yacute; sa&eth;lamal&yacute;lar. Yani &yacute;rkç&yacute; sald&yacute;r&yacute;y&yacute; gerçekle&thorn;tirenlere kar&thorn;&yacute; teredütsüz a&eth;&yacute;r cezalar verilmeli. Bu ve benzeri her türlü &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k zihniyeti ta&thorn;&yacute;yan, eylemde bulunanlara kar&thorn;&yacute; sosyal tecritler de, yine yasalar yoluyla gerçekle&thorn;tirilmeli. E&eth;er buna benzer düzenlemeler olursa &yacute;rkç&yacute;l&yacute;k, en az&yacute;ndan kitleler boyutundan ç&yacute;karak, bireysel boyutlara dü&thorn;er. 



AL&Yacute; ONGAN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>KRİZDEN ÇIKMANIN YOLU MİLLİYETÇİLİK Mİ?</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1460</link>
			<pubDate>Thu, 20 May 2010 01:37:08 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1460</guid>
			<description><![CDATA[Yazarı: Caleb IRRI
AGORA VOX&#8217;da   
Le média Citoyen
8 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmıştır
Çeviri: Nizamettin Karabenk 

 

Yaşamakta olduğumuz bu kriz zamanında, insanlar arasındaki ilişkileri zıvanasından çıkartan sosyal tansiyonun gerekli mantıksal sonuçlarıymış gibi, her türlü milliyetçilik/ırkçılık formunun kamuoyuna sunulduğu anlaşılıyor. Değişik en ufak bir olay meydana geldiğinde, gündemin en başına taşımak suretiyle, genel bir özellik atfedilerek, şiddeti pompalamak üzere huzursuzluk faktörü olarak halkın karşısına konuluyor. İfade özgürlüğü tartışmaya açılarak zorlayıcı yasalar gündeme getiriliyor, konjonktürden faydalanarak cüretkar sosyal bir amalgam oluşturuluyor, düzeni sağlamak iddiası ortaya konuluyor ve özellikle, bazı cemaatler damgalanıyor: Toplumda korku yaratan, milliyetçiliği hortlatan bir damgalama.

Yaşanmakta olan bu olayların yanı sıra, vatandaşlarımız arasında sevgiyi, başkalarına saygı duymayı telkin eden, ve bazen de zor kullanarak bu konuları empoze eden hükümetlerimiz, pompalanmakta olan bu milliyetçilik/ırkçılık olgusunu ve işin daha da kötüsü bu olgunun kaynağını anlamamazlıktan geliyorlar. Bu söz konusu anlamamazlığın kanıtı da, bu sosyal olguya önleyici açıdan yaklaşmak yerine, olaylara güvenlik penceresinden bakılarak, bastırıcı açıdan yaklaşılmaktır. Düşündükleri bütün bu tedbirlere rağmen,olayların önüne geçme önlemi olarak, iktidarların,olayları bastırma girişimlerinden hiçbir zaman hedeflerine ulaşamadıklarına hep şaşırarak baktıkları gün gibi orta yerde görülüyor.Ve bazen de meydana gelen olayların tansiyonunu düşürmek amacıyla yapılması gerekenin tam da tersini yapıyorlar.Siyasal iktidarlar, milliyetçiliğin/ırkçılığın kriz dönemlerine özgü bir sosyal olgu olduğunu ve bu olgunun akılıca kontrol altına alınması halinde iktidarlara yararlı da olabileceğini unutuyorlar.  Milliyetçiliğin/ırkçılığın günümüzde yaygın olarak kınanılacak bir olgu gibi dikkate alındığı prensibine hareketle, bu durum ilk bakışta bir az garip gelebilir, ama, olup bitenleri detaylı bir analize tabi tutarsak, işin bu yönü size kendisini mantıklı bir şekilde gösterecektir. İktidarlar, öteden beri, çevremizde baş gösteren her türlü milliyetçiliğin yükselmesine katkıda bulunuyorlar. Çünkü, milliyetçilik, onların yönetme işlerini yürütebilmeleri için onlara kolaylık sağlıyor ve bazıları kendi iktidarları açısından milliyetçilik duygularından fayda da sağlıyorlar. Bir taraftan, milli kimlikler üzerine yapılan tartışmalar bizzat yöneticilerimiz tarafından kamuoyuna açılıyor ( kimin &#8220; Fransız&#8221; olduğu ve tabi ki kimin &#8220;Fransız olamadığı&#8221; saymaya hizmet eden ayırımcılık amaçlı tartışmalar).Diğer taraftan, bu aynı yöneticilerimiz, açtıkları tartışmalar sonucunda damgaladıkları (ticari ve stratejik nedenlerden dolayı) cemaatlerin önde gelenleriyle tokalaşmaktan kaygı duymuyorlar. İktidarların kendi aralarındaki mevcut ilişkilerin realitesine karşın, hükümetlerin kendi aralarında çifte strateji olarak paylaştıkları, halkların aleyhine olacak şekilde varsaydıkları milliyetçilikle/ırkçılıkla bizim bir bağ kurabilmemiz gerekiyordu. Kurulan milli hükümetlerin yaratıkları bu durumdan sorumlu olmaları gerekmektedir, ama, onlar bu işlerin üstesinde gelmeyi beceriyorlar.

Ülke ve millet konseptleri kapitalizmin kendi özüne dönebilmeyi sağlayan kurucu kavramlardır. İşin doğrusu ise, ticaretin, rekabetin ve hiyerarşinin var olabilmesi için farklılıkların mevcut olmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İnsan soyunun biricik ve aynı soy olmasından dolayı,insan oğulları arasında ( tabi ki sınırlar arasında) farklı değerlendirmelerin yapılabilmesine imkan vermemesi gerekiyor.Gezegenimizin bir ucundan diğer bir ucuna kadar,bir kişinin hakkı diğer bir kişinin hakkıyla aynı derecede olması gerektiğini düşünüyorum..

Ama, kapitalizmin bu hümanist bir prensiple tatmin olması mümkün değildir. Çünkü, kapitalizmin gelişme sağlayabilmesi için rekabete, düşmana ve sosyal gerilime gereksinimi vardır. Kıtlık konsepti üzerine dayalı olduğundan dolayı, pastanın her zaman küçük ve eşitsiz bir şekilde dağılması gerekiyor.
Bunun gerçekleşebilmesi için zihinleri aslında hep kendi çıkarları ile meşgul olan iktidarlar, kültürler,  cemaatler ve bireyler arasında fiziki farklılar olmasına karşın, egemen bir pozisyonda kalabilmeleri amacıyla kendi iktidarları altındaki halkları ikna etmeye ve onları bu duruma inandırmaya görevleri vardır. Halkların kendi aralarında rekabet edebilmeleri için birbirlerinden nefret etmeleri, kendilerinin her kese nasip olamayacak o kıt pastadan en büyük paya layık oldukları düşüncesine sahip olmaları gerekiyor. Ve üstüne üstlük, bu kapitalist büyük oyunda yer alan oyuncuların, her hangi bir olumsuz düşünceye kapılmadan, oyuna devam edebilmeleri için kapitalist dünyanın adaletsizliklerini ahlaki olarak benimsemeleri gerekiyor. Farklılıkların var olduğu tohumlarını ekerek, egemenlikleri altında yaşayan halkları arasında cinnet geçirecek düzeydeki ekilmiş olan ayrılıkçılık tohumlarının hasat&#8217;ını toplayarak iktidar koltuklarına kuruluyorlar.

Yöneticiler açısından, kapitalist oyununa tabii tutulan insanların aslında bir miktar çamur kadar değeri yoktur. Çünkü, bu yöneticiler, işgal ettikleri pozisyonları gereği, insanlar arasında her hangi bir ayırım yapmazlar; onlar için bu insanlar, insan sıfatıyla ayırıma bile tabii tutulmayacak kadar değersizdirler. Hangi renkten, hangi kültürden geldiklerine bakılmaksızın, onları, fayda elde edecekleri bir madde olarak değerlendirdikleri için, yönetimleri altındaki halkların yüreğinin derinliklerinde milliyetçiliğin/ırkçılığın ateşini yakarak (sosyal, kültürel, dinsel veya etnik) kendi pozisyonları açısında sayısız avantajlar elde ediyorlar. Yöneticilerin istedikleri şey, egemenlikleri altında yaşayan halkların tüketimde bulunmaları, sürekli çalışmaları, kendilerinin sömürülmesine itiraz etmeksizin birbirleriyle didişmeleridir.

Bundan dolayıdır ki, kapitalizmin yaşadığı büyük krizlerde, her yerde kurulu bulunan iktidar sahipleri, en fazla etkilenmiş topluluklar arasında daha da derin uçurumlar yaratmak amacıyla, başlarına gelen bütün bu kötülüklerin kaynağının, kendi yöneticileri oldukları yerine, halkların ne olduğunu tam da anlamadığı, iktidarın elindeki medya tarafında onlara &#8220;günah keçisi&#8221; olarak sunulduğu &#8220;ötekilerin&#8221;  milliyetçiliğinde aramaya sevk ederek, işsizliğin ve kötü yönetişimin (nedenlerine bakılmaksızın, yaratılan etkileri değerlendirerek)  meydana getirdiği gergin iklimden fayda sağlıyorlar. 

Günah keçisi bir kere tespit edilip gündeme sunuldu mu, krizde olan bir yönetim için, hedef göstermenin yarattığı şiddetin ve de krizin sonunda şanlı bir tören yapmak artık kolay olacaktır. &#8220;Millet&#8221; kavramı, ülke sınırları, korumacılık, temel özgürlük kurallarına saldırı, güvenlik olgusuna bağlanan istihdam, sosyal hakların sekteye uğratılması artık tarihte kalan teknik işler olarak değerlendirilmektedir. Oysa ki, vicdan sahibi bütün ekonomistler alınan istihdam önlemleriyle sistemin sonu felaket olacağını cümle aleme duyurmaya çalışıyorlar. Bu vicdan sahibi insanlar, önerdikleri tedbirlerin kendilerine vekil olarak seçtikleri tarafında neden uygun görülmediğini anlamıyorlar. 

Bu duruma açıklama getirmek gayet basittir: Milliyetçilik pompalayarak, belirli bir cemaati damgalayarak (&#8220;cemaat&#8221;  kavramından kurnazca &#8220;cemaatçilik&#8221; kavramına geçiş yapmak amacıyla, özel bir dil ve propaganda formları ile kasıtlı olarak düzenlenen), iktidarlar kendi &#8220;aziz milletlerin&#8221; sınırlarını da aşan daha da sert bir tansiyon yaratmayı umut ediyorlar. Bu yolla, bir taraftan, yaratılmış olan &#8220;iç düşmana&#8221; karşı nefreti kemikleştirmek, diğer taraftan, suçlu ilan edilen &#8220;dış düşman&#8221; korkusunu pekiştirerek, zorunlu hale gelen güvenlik konuları gündeme taşınarak, milli ekonomilerine atılım yaptırma fırsatını bulabilir, &#8220;kutsal ittifak&#8221; şemsiyesi altında birleşen kitleden kendileri için gerekli olan desteği (sosyal ve de mali fedakarlığı ) elde edebilirler.

Böylelikle, her şey istedikleri yönde gelişirse, &#8220; koruyucu&#8221;  işlevsel küçük bir çatışma çıkartıldıktan sonra, parçalara ayrılmış zavallı halkın yaşadığı yıkımın yeniden inşası için yardımlarının satışını yaparak, nezaketle sıktıkları elin toprakları üzerinde önemli ihaleler alarak, ticaretlerine devam eden milletler, ekonomik açıdan güçlendirilen bu savaştan karlı olarak çıkacaklar. O zaman, kriz sona erecektir&#8230;  Ve ekonomistler açısında geçmiş ola!.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yazarı: Caleb IRRI
AGORA VOX&#8217;da   
Le média Citoyen
8 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmıştır
Çeviri: Nizamettin Karabenk 

 

Yaşamakta olduğumuz bu kriz zamanında, insanlar arasındaki ilişkileri zıvanasından çıkartan sosyal tansiyonun gerekli mantıksal sonuçlarıymış gibi, her türlü milliyetçilik/ırkçılık formunun kamuoyuna sunulduğu anlaşılıyor. Değişik en ufak bir olay meydana geldiğinde, gündemin en başına taşımak suretiyle, genel bir özellik atfedilerek, şiddeti pompalamak üzere huzursuzluk faktörü olarak halkın karşısına konuluyor. İfade özgürlüğü tartışmaya açılarak zorlayıcı yasalar gündeme getiriliyor, konjonktürden faydalanarak cüretkar sosyal bir amalgam oluşturuluyor, düzeni sağlamak iddiası ortaya konuluyor ve özellikle, bazı cemaatler damgalanıyor: Toplumda korku yaratan, milliyetçiliği hortlatan bir damgalama.

Yaşanmakta olan bu olayların yanı sıra, vatandaşlarımız arasında sevgiyi, başkalarına saygı duymayı telkin eden, ve bazen de zor kullanarak bu konuları empoze eden hükümetlerimiz, pompalanmakta olan bu milliyetçilik/ırkçılık olgusunu ve işin daha da kötüsü bu olgunun kaynağını anlamamazlıktan geliyorlar. Bu söz konusu anlamamazlığın kanıtı da, bu sosyal olguya önleyici açıdan yaklaşmak yerine, olaylara güvenlik penceresinden bakılarak, bastırıcı açıdan yaklaşılmaktır. Düşündükleri bütün bu tedbirlere rağmen,olayların önüne geçme önlemi olarak, iktidarların,olayları bastırma girişimlerinden hiçbir zaman hedeflerine ulaşamadıklarına hep şaşırarak baktıkları gün gibi orta yerde görülüyor.Ve bazen de meydana gelen olayların tansiyonunu düşürmek amacıyla yapılması gerekenin tam da tersini yapıyorlar.Siyasal iktidarlar, milliyetçiliğin/ırkçılığın kriz dönemlerine özgü bir sosyal olgu olduğunu ve bu olgunun akılıca kontrol altına alınması halinde iktidarlara yararlı da olabileceğini unutuyorlar.  Milliyetçiliğin/ırkçılığın günümüzde yaygın olarak kınanılacak bir olgu gibi dikkate alındığı prensibine hareketle, bu durum ilk bakışta bir az garip gelebilir, ama, olup bitenleri detaylı bir analize tabi tutarsak, işin bu yönü size kendisini mantıklı bir şekilde gösterecektir. İktidarlar, öteden beri, çevremizde baş gösteren her türlü milliyetçiliğin yükselmesine katkıda bulunuyorlar. Çünkü, milliyetçilik, onların yönetme işlerini yürütebilmeleri için onlara kolaylık sağlıyor ve bazıları kendi iktidarları açısından milliyetçilik duygularından fayda da sağlıyorlar. Bir taraftan, milli kimlikler üzerine yapılan tartışmalar bizzat yöneticilerimiz tarafından kamuoyuna açılıyor ( kimin &#8220; Fransız&#8221; olduğu ve tabi ki kimin &#8220;Fransız olamadığı&#8221; saymaya hizmet eden ayırımcılık amaçlı tartışmalar).Diğer taraftan, bu aynı yöneticilerimiz, açtıkları tartışmalar sonucunda damgaladıkları (ticari ve stratejik nedenlerden dolayı) cemaatlerin önde gelenleriyle tokalaşmaktan kaygı duymuyorlar. İktidarların kendi aralarındaki mevcut ilişkilerin realitesine karşın, hükümetlerin kendi aralarında çifte strateji olarak paylaştıkları, halkların aleyhine olacak şekilde varsaydıkları milliyetçilikle/ırkçılıkla bizim bir bağ kurabilmemiz gerekiyordu. Kurulan milli hükümetlerin yaratıkları bu durumdan sorumlu olmaları gerekmektedir, ama, onlar bu işlerin üstesinde gelmeyi beceriyorlar.

Ülke ve millet konseptleri kapitalizmin kendi özüne dönebilmeyi sağlayan kurucu kavramlardır. İşin doğrusu ise, ticaretin, rekabetin ve hiyerarşinin var olabilmesi için farklılıkların mevcut olmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İnsan soyunun biricik ve aynı soy olmasından dolayı,insan oğulları arasında ( tabi ki sınırlar arasında) farklı değerlendirmelerin yapılabilmesine imkan vermemesi gerekiyor.Gezegenimizin bir ucundan diğer bir ucuna kadar,bir kişinin hakkı diğer bir kişinin hakkıyla aynı derecede olması gerektiğini düşünüyorum..

Ama, kapitalizmin bu hümanist bir prensiple tatmin olması mümkün değildir. Çünkü, kapitalizmin gelişme sağlayabilmesi için rekabete, düşmana ve sosyal gerilime gereksinimi vardır. Kıtlık konsepti üzerine dayalı olduğundan dolayı, pastanın her zaman küçük ve eşitsiz bir şekilde dağılması gerekiyor.
Bunun gerçekleşebilmesi için zihinleri aslında hep kendi çıkarları ile meşgul olan iktidarlar, kültürler,  cemaatler ve bireyler arasında fiziki farklılar olmasına karşın, egemen bir pozisyonda kalabilmeleri amacıyla kendi iktidarları altındaki halkları ikna etmeye ve onları bu duruma inandırmaya görevleri vardır. Halkların kendi aralarında rekabet edebilmeleri için birbirlerinden nefret etmeleri, kendilerinin her kese nasip olamayacak o kıt pastadan en büyük paya layık oldukları düşüncesine sahip olmaları gerekiyor. Ve üstüne üstlük, bu kapitalist büyük oyunda yer alan oyuncuların, her hangi bir olumsuz düşünceye kapılmadan, oyuna devam edebilmeleri için kapitalist dünyanın adaletsizliklerini ahlaki olarak benimsemeleri gerekiyor. Farklılıkların var olduğu tohumlarını ekerek, egemenlikleri altında yaşayan halkları arasında cinnet geçirecek düzeydeki ekilmiş olan ayrılıkçılık tohumlarının hasat&#8217;ını toplayarak iktidar koltuklarına kuruluyorlar.

Yöneticiler açısından, kapitalist oyununa tabii tutulan insanların aslında bir miktar çamur kadar değeri yoktur. Çünkü, bu yöneticiler, işgal ettikleri pozisyonları gereği, insanlar arasında her hangi bir ayırım yapmazlar; onlar için bu insanlar, insan sıfatıyla ayırıma bile tabii tutulmayacak kadar değersizdirler. Hangi renkten, hangi kültürden geldiklerine bakılmaksızın, onları, fayda elde edecekleri bir madde olarak değerlendirdikleri için, yönetimleri altındaki halkların yüreğinin derinliklerinde milliyetçiliğin/ırkçılığın ateşini yakarak (sosyal, kültürel, dinsel veya etnik) kendi pozisyonları açısında sayısız avantajlar elde ediyorlar. Yöneticilerin istedikleri şey, egemenlikleri altında yaşayan halkların tüketimde bulunmaları, sürekli çalışmaları, kendilerinin sömürülmesine itiraz etmeksizin birbirleriyle didişmeleridir.

Bundan dolayıdır ki, kapitalizmin yaşadığı büyük krizlerde, her yerde kurulu bulunan iktidar sahipleri, en fazla etkilenmiş topluluklar arasında daha da derin uçurumlar yaratmak amacıyla, başlarına gelen bütün bu kötülüklerin kaynağının, kendi yöneticileri oldukları yerine, halkların ne olduğunu tam da anlamadığı, iktidarın elindeki medya tarafında onlara &#8220;günah keçisi&#8221; olarak sunulduğu &#8220;ötekilerin&#8221;  milliyetçiliğinde aramaya sevk ederek, işsizliğin ve kötü yönetişimin (nedenlerine bakılmaksızın, yaratılan etkileri değerlendirerek)  meydana getirdiği gergin iklimden fayda sağlıyorlar. 

Günah keçisi bir kere tespit edilip gündeme sunuldu mu, krizde olan bir yönetim için, hedef göstermenin yarattığı şiddetin ve de krizin sonunda şanlı bir tören yapmak artık kolay olacaktır. &#8220;Millet&#8221; kavramı, ülke sınırları, korumacılık, temel özgürlük kurallarına saldırı, güvenlik olgusuna bağlanan istihdam, sosyal hakların sekteye uğratılması artık tarihte kalan teknik işler olarak değerlendirilmektedir. Oysa ki, vicdan sahibi bütün ekonomistler alınan istihdam önlemleriyle sistemin sonu felaket olacağını cümle aleme duyurmaya çalışıyorlar. Bu vicdan sahibi insanlar, önerdikleri tedbirlerin kendilerine vekil olarak seçtikleri tarafında neden uygun görülmediğini anlamıyorlar. 

Bu duruma açıklama getirmek gayet basittir: Milliyetçilik pompalayarak, belirli bir cemaati damgalayarak (&#8220;cemaat&#8221;  kavramından kurnazca &#8220;cemaatçilik&#8221; kavramına geçiş yapmak amacıyla, özel bir dil ve propaganda formları ile kasıtlı olarak düzenlenen), iktidarlar kendi &#8220;aziz milletlerin&#8221; sınırlarını da aşan daha da sert bir tansiyon yaratmayı umut ediyorlar. Bu yolla, bir taraftan, yaratılmış olan &#8220;iç düşmana&#8221; karşı nefreti kemikleştirmek, diğer taraftan, suçlu ilan edilen &#8220;dış düşman&#8221; korkusunu pekiştirerek, zorunlu hale gelen güvenlik konuları gündeme taşınarak, milli ekonomilerine atılım yaptırma fırsatını bulabilir, &#8220;kutsal ittifak&#8221; şemsiyesi altında birleşen kitleden kendileri için gerekli olan desteği (sosyal ve de mali fedakarlığı ) elde edebilirler.

Böylelikle, her şey istedikleri yönde gelişirse, &#8220; koruyucu&#8221;  işlevsel küçük bir çatışma çıkartıldıktan sonra, parçalara ayrılmış zavallı halkın yaşadığı yıkımın yeniden inşası için yardımlarının satışını yaparak, nezaketle sıktıkları elin toprakları üzerinde önemli ihaleler alarak, ticaretlerine devam eden milletler, ekonomik açıdan güçlendirilen bu savaştan karlı olarak çıkacaklar. O zaman, kriz sona erecektir&#8230;  Ve ekonomistler açısında geçmiş ola!.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>INTERNET VE DEVRİM</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1458</link>
			<pubDate>Fri, 14 May 2010 04:18:05 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1458</guid>
			<description><![CDATA[INTERNET VE DEVRİM

LE GRAND SOIR
O3 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmıştır
Yazarı: Caleb IRRI
Çeviri: Nizamettin Karabenk  

 

 



    
Internet basit bir teknolojik gelişme değildir: bir teknolojik devrimdir. Medya tabiri ile Internet, birkaç on yıl önce Radyo hayatımızda yer aldığı zamanlarda neyi temsil ediyor idiyse, bu gün de Internet onu temsil ediyor. Yani, yaklaşık olarak, her bir bireyin geniş bir kamuoyuna ulaşacak düzeyde olan bir kanal ile görüşlerini ifade etme imkânı.
Bu durumu günlük hayatımızda hissediyoruz. Bu gün esas itiraz konusu olan, televizyonların, radyoların ve yazılı basının büyük bir çoğunluğunun internet üzerindeki -&#8220;web&#8221; veya &#8220;perde&#8221; &#8211; yaygın bir ortak kullanım alanında bir araya gelmiş olmasıdır. İtirazların nedeni ise, Internet&#8217;in bağımsız ve özgür olan tek iletişim aracı olmasıdır. Çünkü Internet herkese, her zeminde ve çok kısa bir sürede, anonim bir şekilde, herhangi bir cezaya maruz kalmadan ve üstelik çok cüzi bir maliyetle kendisini ifade etme imkânını sağlıyor.
Şüphesiz ki, internet günümüz diktatörlüklerini veya diktatörlüğe hevesli olanları korkutuyor. Çünkü, diktatörlük yönetimler mali bağımlılık yaratmak suretiyle geleneksel her türlü itiraz yollarına şimdiye kadar gem vurmuşlarken, günümüzde ise, herhangi bir olguya ilişkin, Babil Kulesi&#8217;nde oturup aşağıdaki insanları seyreden Tanrının onlara verdiği her türlü dilden kaleme alınan yazıları, resimleri ve sesleri bir saniyede dünyanın öbür ucuna iletebilen, sınırları olmayan küresel bir ağ ile karşı karşıyadırlar. Artık Devlet Sırları, muhterem yöneticilerimizin rivayetleri, halka söyledikleri yalanlar, sebep oldukları skandallar, işledikleri hatalar neredeyse engel olma olanakları kalmaksızın, kısa bir sürede her kese ifşa edilmektedir.
Sıkça bazı &#8220;fısıltıların&#8221; güncel olaylar arasında yer aldığına tanık oluyoruz. Ancak, kısa bir süre sonra, yazılı basında, manşetlerde yerini almadan önce, konu ile ilgili son gelişmeleri Internet&#8217;ten takip edebiliyoruz. Bütün bunlar, bizi yöneten seçkinler için can sıkıcı olmaktadır. Büyük çaptaki ekonomik krizlerin patlak verdiği, en zayıf toplumsal kesimlerin bile seslerini duyura bildikleri, itirazların her zamankinden daha sert ve tek sesli olduğu, sosyal tansiyonun taşkınlıklara neden olacağı korkusunun yaşandığı zaman yöneticiler, kendilerine çeki düzen vermek zorunda kaldıklarında, halkın daha fazla birlik olma imkânını ortadan kaldırmak, hak talebinde bulunanların önüne set çekmek ve bu amaçlara yönelik organizasyonları engellemek amacıyla her türlü yollara başvurma arayışına girerler.
Olağanüstü bir propaganda aracı olan &#8220;Internet&#8221;, aslında, bu gün onun varlığından korkuya kapılanların, korkmalarına neden olan aynı gerekçelerle, onun yaratıcılarına doğru kolaylıkla tutulabilen iki ucu keskin bir silahtır. Başlangıçta, mükemmel bir propaganda aracı olan Internet, zaman ilerledikçe başkaldırının bir enstrümanı haline gelmiştir. İşte bu nedenden dolayı Internet&#8217;e bir &#8220;ekonomik model&#8221; atfedilmek isteniyor: finansal bir güce ve aynı zamanda siyasal bir iktidara bağlı kılınmak istenen bir vasıta.

Güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak ve verimliliği artırmak kisvesi altında ACTA, Hadopi veya Loppi gibi projeler, yöneticilerimizin kendilerine doğru tutulmasını engellemek amacıyla, bu tehlikeli silahı kontrol altına almak için bulabildikleri tek yol olmaktadır. Geleneksel medya üzerine sansür uygulayarak bazı enformasyonların akışında sonsuza kadar kendilerine sükûnet elde edemeyeceklerini bildiklerinden, yöneten kesimler, bütün dünyada hak talebinde bulunanların Internet üzerinde dayanışma içerisinde bulunduklarından dolayı kaygı duyuyorlar: özgür kalan bu gücü hayal edelim&#8230; Kitleleri meydanlara sürükleyen şu önlü &#8220;bütün dünyanın proleterleri, birleşiniz&#8221; sloganı, &#8220;bütün dünyanın internet kullanıcıları, birleşiniz&#8221; sloganı karşısında neredeyse komik durumda kalmaktadır.
Yaşamakta olduğumuz bu ekonomik ve sosyal krizler sonucunda hak talebinde bulunan eylemlerin ne kadarı, etkisi büyük olan, şayet günün birinde birleşe bilseler, neleri değiştirebileceklerini anlayacak olanların, aslında Internet ortamında dayanışma içerisine girenlerden meydana geldiği anlaşılmıştır. Üstelik Internet&#8217;in kapsam alanı, harekete geçme özgürlüğü, iletişimdeki hızı, çok düşük maliyette hizmet vermesi, evrensel düzeyde oluşu gibi konular insanların bilincine egemen olan &#8220;boyunduruk algısından&#8221; kurtulmalarına yarayacak bir anahtar olabilir.
&#8220;Dünyayı değiştirmek&#8221; isteyenlerin hepsi düşüncelerini yaymaları için en iyi yolun Internet olduğunu anlamışlar ve faydalanmaya devam ediyorlar. Internet kendilerini bekleyen hedeflere ulaşmada dünya ile yüzleşme gücünü veren ve aynı zamanda, yüz yıllardan beri kurbanı haline geldikleri düzenlemeler üzerine ışık tutan, bir çeşit yaygın &#8220;Descartes Méthode&#8221;unun (yeniden öğrenmek için her şeyi unutmak) olası bir gerçekleşmesidir.
Bizim özgürce düşünmemizi ve hakkımızın talebinde direnç göstermemizi sağlayan son kalemizin bağımsızlığını (girişinde bedel ödememe özelliğini) kesinlikle korumamız lazımdır. Belki de, çok daha büyük dönüşümlere tohum olacak olan&#8230;
Görevimizin yerine getirilmesi imkânsız gibi görünse bile, bu gün içinde yaşadığımız dünyayı bize miras bırakanları, eserlerini inşa etmeleri sırasında temeline ilk taşları koyanları hatırlamak lazımdır. Özellikle, bu gün sahip olduğumuz iletişim araçları kat edeceğimiz mesafe çok daha kısa olabilir.
Bu günden itibaren, bu olağanüstü iletişim aracını her şeyden en önce korumak ve hepimizin ihtiyacı olan yeni bir sistemi bulmak amacıyla bir araya gelmek zorundayız. İhtiyacımız olan bu yeni sistem kullanıma hazır olduğu zaman, aynı anda ve herkesin kullanımına sunulacak şekilde. Internet&#8217;e gem vuran sansürü aşma yollarını şimdiden düşünmek ve yöneticilerimizin bize sundukları finansal bağımlılığın dişli çarkları arasına parmaklarımızı kaptırmayı reddetmeliyiz. Kedilerine finansman sağlama yollarını arayanlar (kamu ya da özel),bu özgürlük yanılsamalarını bilmeyenler şimdiden kaybettiler bile. Haber alma yolunun özgür olabilmesi için, parasız olmaya devam etmesi veya en azında karşılıklı olması gerekiyor.
Daha, başlamadan önce, savrulmadan ayakta durabilmemiz lazım, çünkü, çocuklarımızın bize ihtiyaçları vardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[INTERNET VE DEVRİM

LE GRAND SOIR
O3 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmıştır
Yazarı: Caleb IRRI
Çeviri: Nizamettin Karabenk  

 

 



    
Internet basit bir teknolojik gelişme değildir: bir teknolojik devrimdir. Medya tabiri ile Internet, birkaç on yıl önce Radyo hayatımızda yer aldığı zamanlarda neyi temsil ediyor idiyse, bu gün de Internet onu temsil ediyor. Yani, yaklaşık olarak, her bir bireyin geniş bir kamuoyuna ulaşacak düzeyde olan bir kanal ile görüşlerini ifade etme imkânı.
Bu durumu günlük hayatımızda hissediyoruz. Bu gün esas itiraz konusu olan, televizyonların, radyoların ve yazılı basının büyük bir çoğunluğunun internet üzerindeki -&#8220;web&#8221; veya &#8220;perde&#8221; &#8211; yaygın bir ortak kullanım alanında bir araya gelmiş olmasıdır. İtirazların nedeni ise, Internet&#8217;in bağımsız ve özgür olan tek iletişim aracı olmasıdır. Çünkü Internet herkese, her zeminde ve çok kısa bir sürede, anonim bir şekilde, herhangi bir cezaya maruz kalmadan ve üstelik çok cüzi bir maliyetle kendisini ifade etme imkânını sağlıyor.
Şüphesiz ki, internet günümüz diktatörlüklerini veya diktatörlüğe hevesli olanları korkutuyor. Çünkü, diktatörlük yönetimler mali bağımlılık yaratmak suretiyle geleneksel her türlü itiraz yollarına şimdiye kadar gem vurmuşlarken, günümüzde ise, herhangi bir olguya ilişkin, Babil Kulesi&#8217;nde oturup aşağıdaki insanları seyreden Tanrının onlara verdiği her türlü dilden kaleme alınan yazıları, resimleri ve sesleri bir saniyede dünyanın öbür ucuna iletebilen, sınırları olmayan küresel bir ağ ile karşı karşıyadırlar. Artık Devlet Sırları, muhterem yöneticilerimizin rivayetleri, halka söyledikleri yalanlar, sebep oldukları skandallar, işledikleri hatalar neredeyse engel olma olanakları kalmaksızın, kısa bir sürede her kese ifşa edilmektedir.
Sıkça bazı &#8220;fısıltıların&#8221; güncel olaylar arasında yer aldığına tanık oluyoruz. Ancak, kısa bir süre sonra, yazılı basında, manşetlerde yerini almadan önce, konu ile ilgili son gelişmeleri Internet&#8217;ten takip edebiliyoruz. Bütün bunlar, bizi yöneten seçkinler için can sıkıcı olmaktadır. Büyük çaptaki ekonomik krizlerin patlak verdiği, en zayıf toplumsal kesimlerin bile seslerini duyura bildikleri, itirazların her zamankinden daha sert ve tek sesli olduğu, sosyal tansiyonun taşkınlıklara neden olacağı korkusunun yaşandığı zaman yöneticiler, kendilerine çeki düzen vermek zorunda kaldıklarında, halkın daha fazla birlik olma imkânını ortadan kaldırmak, hak talebinde bulunanların önüne set çekmek ve bu amaçlara yönelik organizasyonları engellemek amacıyla her türlü yollara başvurma arayışına girerler.
Olağanüstü bir propaganda aracı olan &#8220;Internet&#8221;, aslında, bu gün onun varlığından korkuya kapılanların, korkmalarına neden olan aynı gerekçelerle, onun yaratıcılarına doğru kolaylıkla tutulabilen iki ucu keskin bir silahtır. Başlangıçta, mükemmel bir propaganda aracı olan Internet, zaman ilerledikçe başkaldırının bir enstrümanı haline gelmiştir. İşte bu nedenden dolayı Internet&#8217;e bir &#8220;ekonomik model&#8221; atfedilmek isteniyor: finansal bir güce ve aynı zamanda siyasal bir iktidara bağlı kılınmak istenen bir vasıta.

Güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak ve verimliliği artırmak kisvesi altında ACTA, Hadopi veya Loppi gibi projeler, yöneticilerimizin kendilerine doğru tutulmasını engellemek amacıyla, bu tehlikeli silahı kontrol altına almak için bulabildikleri tek yol olmaktadır. Geleneksel medya üzerine sansür uygulayarak bazı enformasyonların akışında sonsuza kadar kendilerine sükûnet elde edemeyeceklerini bildiklerinden, yöneten kesimler, bütün dünyada hak talebinde bulunanların Internet üzerinde dayanışma içerisinde bulunduklarından dolayı kaygı duyuyorlar: özgür kalan bu gücü hayal edelim&#8230; Kitleleri meydanlara sürükleyen şu önlü &#8220;bütün dünyanın proleterleri, birleşiniz&#8221; sloganı, &#8220;bütün dünyanın internet kullanıcıları, birleşiniz&#8221; sloganı karşısında neredeyse komik durumda kalmaktadır.
Yaşamakta olduğumuz bu ekonomik ve sosyal krizler sonucunda hak talebinde bulunan eylemlerin ne kadarı, etkisi büyük olan, şayet günün birinde birleşe bilseler, neleri değiştirebileceklerini anlayacak olanların, aslında Internet ortamında dayanışma içerisine girenlerden meydana geldiği anlaşılmıştır. Üstelik Internet&#8217;in kapsam alanı, harekete geçme özgürlüğü, iletişimdeki hızı, çok düşük maliyette hizmet vermesi, evrensel düzeyde oluşu gibi konular insanların bilincine egemen olan &#8220;boyunduruk algısından&#8221; kurtulmalarına yarayacak bir anahtar olabilir.
&#8220;Dünyayı değiştirmek&#8221; isteyenlerin hepsi düşüncelerini yaymaları için en iyi yolun Internet olduğunu anlamışlar ve faydalanmaya devam ediyorlar. Internet kendilerini bekleyen hedeflere ulaşmada dünya ile yüzleşme gücünü veren ve aynı zamanda, yüz yıllardan beri kurbanı haline geldikleri düzenlemeler üzerine ışık tutan, bir çeşit yaygın &#8220;Descartes Méthode&#8221;unun (yeniden öğrenmek için her şeyi unutmak) olası bir gerçekleşmesidir.
Bizim özgürce düşünmemizi ve hakkımızın talebinde direnç göstermemizi sağlayan son kalemizin bağımsızlığını (girişinde bedel ödememe özelliğini) kesinlikle korumamız lazımdır. Belki de, çok daha büyük dönüşümlere tohum olacak olan&#8230;
Görevimizin yerine getirilmesi imkânsız gibi görünse bile, bu gün içinde yaşadığımız dünyayı bize miras bırakanları, eserlerini inşa etmeleri sırasında temeline ilk taşları koyanları hatırlamak lazımdır. Özellikle, bu gün sahip olduğumuz iletişim araçları kat edeceğimiz mesafe çok daha kısa olabilir.
Bu günden itibaren, bu olağanüstü iletişim aracını her şeyden en önce korumak ve hepimizin ihtiyacı olan yeni bir sistemi bulmak amacıyla bir araya gelmek zorundayız. İhtiyacımız olan bu yeni sistem kullanıma hazır olduğu zaman, aynı anda ve herkesin kullanımına sunulacak şekilde. Internet&#8217;e gem vuran sansürü aşma yollarını şimdiden düşünmek ve yöneticilerimizin bize sundukları finansal bağımlılığın dişli çarkları arasına parmaklarımızı kaptırmayı reddetmeliyiz. Kedilerine finansman sağlama yollarını arayanlar (kamu ya da özel),bu özgürlük yanılsamalarını bilmeyenler şimdiden kaybettiler bile. Haber alma yolunun özgür olabilmesi için, parasız olmaya devam etmesi veya en azında karşılıklı olması gerekiyor.
Daha, başlamadan önce, savrulmadan ayakta durabilmemiz lazım, çünkü, çocuklarımızın bize ihtiyaçları vardır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Sebze,meyva ve baliklarin ne ise yaradigi.</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1453</link>
			<pubDate>Sun, 09 May 2010 03:46:57 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1453</guid>
			<description><![CDATA[http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/Galeri...1&rid=4369

YUKARDA RESIMLERI ASILAN VE YARARLARI ACIKLANAN BITKI VE HAYVANLARIN COGU YÖREMIZDE YETISMEKTEDIR.ÖNEMLI OLAN ONLARI ZAMANINDA YEMEKTIR.
MAALESEF GÖCEBELIK YÜZÜNDEN ARTIK KIRMIZI PANCAR,TURUP,YULAF ,BEZELYE ,FASULYE.MARUL CESITLERI...(YAYLADA SALGAM) EKEN KALMADI.....

AMA BILMEKTE FAYDA VAR DIYE DÜSÜNÜYORUM.

SELAMLARIMLA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/Galeri...1&rid=4369

YUKARDA RESIMLERI ASILAN VE YARARLARI ACIKLANAN BITKI VE HAYVANLARIN COGU YÖREMIZDE YETISMEKTEDIR.ÖNEMLI OLAN ONLARI ZAMANINDA YEMEKTIR.
MAALESEF GÖCEBELIK YÜZÜNDEN ARTIK KIRMIZI PANCAR,TURUP,YULAF ,BEZELYE ,FASULYE.MARUL CESITLERI...(YAYLADA SALGAM) EKEN KALMADI.....

AMA BILMEKTE FAYDA VAR DIYE DÜSÜNÜYORUM.

SELAMLARIMLA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>SEN KIMSIN?</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1452</link>
			<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 16:03:31 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1452</guid>
			<description><![CDATA[Tayyip Erdoann özellikle köe yazarlarnn eletirilerine kzdnda kulland epeyce nobran ve saygsz bir soru kalb var. 

Sen kimsin? 

Bu soruyu, bu tonlamayla sorma hakknn yalnzca kendinde bulunduuna inanan bir havas bulunuyor. 

Sanyorum ayn sorunun ayn ekilde kendisine sorulabileceini hiç aklna getirmiyor. 

Peki, sen kimsin? 

Gördüümüz, izlediimiz, bazen hayranlkla alklayp, bazen hayretle eletirdiimiz bu kalabalk kiilik galerisindeki Erdoan portrelerinden hangisi asl Erdoana tekabül ediyor? 

Komularyla sfr sorun politikasn izleyen, dünyann sayg gösterdii yaratc ve parlak diplomat Erdoan m sensin? 

Yoksa, Ermeni protokolünü önce imzalayp sonra vazgeçen güvenilmez politikac m sensin? 

Kürt açlmn balatan cesur lider mi sensin? 

Yoksa Haburdaki olaylar görür görmez çark eden, psan, geri çekilen, kendi balatt açlm sürdürmeyi beceremeyen ürkek adam m sensin? 

Yaradlan severiz Yaradandan dolay diyen, her rk, her inanc, her kavmi kucaklayan hogörülü Müslüman m sensin? 

Yoksa, Ermeni politikalar çkmaza girince stanbulda ayda dört yüz liraya çalan zavall Ermeni kadnn snr d etmekle tehdit eden, Hazreti Muhammedin veda hutbesini unutan milliyetçi mi sensin? 

Ergenekon soruturmasn balatan, devlet içindeki çetelerin üstüne yiitçe giden hukuk sever lider mi sensin? 

Yoksa, Ergenekonun avukatym diyen Deniz Baykal gibi ttihat Terakki çetelerinin avukatlna soyunan çetesever politikac m sensin? 

Askerlerin darbe giriimleri karsnda dik duran, boyun emeyen, direnen, mücadele eden büyük lider mi sensin? 

Yoksa darbeci ttihatçlarn cinayetlerine sahip çkan, savunan, mazeretler uyduran darbesever mi sensin? 

Gazzedeki srail vahetinin kurban olan çocuklarn kahraman ve pervasz savunucusu mu sensin? 

Yoksa Güneydouda ta attklar, ark söyledikleri, slk çaldklar için hapislere tklan çocuklar kurtarmaya bir türlü cesareti yetmeyen yönetici mi sensin? 

Avrupa Birliine üye olmak için en ciddi admlar atan çada adam m sensin? 

Yoksa, tarihteki bir suçun altn çizdikleri için çeitli ülkelerden büyükelçilerini çekip, içe kapanmaya doru giden ttihatç m sensin? 

Davosta dünyaya meydan okuyarak dünyann saygsn kazanan dünya lideri mi sensin? 

Yoksa içerde MHPye üç be oy kaybedeceim diye MHPlileen kasaba politikacs m sensin? 

Dersime katliam diyecek cesarete ve tarih bilgisine sahip entelektüel mi sensin? 

Yoksa, ttihatçlarn Almanlarla birlikte iledikleri cinayetleri ben Müslümanlar soykrm yapt dedirtmem diye sahiplenen tarih cahili mi sensin? 

27 Nisan muhtrasna dimdik kar çkarak ülkenin kaderini deitiren kahraman m sensin? 

emdinlide savcy harcayan ürkek adam m sensin? 

Anayasay deitiren demokrat m sensin? 

Seni eletirenlere kznca hemen onlar suçlayan, suçlama hakkn kendinde gören, Türkiyenin çkarlarn savunmuyorlar diye ucuz polemiklere bavuran tehditkâr adam m sensin? 

Sen kimsin? 

Ve böylesine çelikilerle doluyken sen ne cüretle, hangi kendini beenmilikle, yaptn her hamleye alk bekler, bütün çelikilerinin ayn hayranlkla kabul edilmesini isteyebilirsin? 

Hangi körlük, yaptn hatalar eletirenlerin suçlu olduuna seni bu kadar kolay inandrr? 

En akll, en cesur, en yiit, en dürüst olduuna ve senin dndaki herkesin de zaaflar bulunduuna m inanyorsun? 

Sen, sadece senin kavga edebileceini, senden baka kimsenin kavgaya giremeyeceini mi sanyorsun? 

Siyaset sahnesinin u anda en cesur, en ilerici, en dürüst olan sensin ama bu ülkedeki en dürüst, en cesur, en ilerici olan sen deilsin ve hayat sadece siyaset sahnesindekilerden ibaret deil. 

Çelikilerle dolu olmak belki politikacln gereklerindendir ama bütün bu çelikilere alk beklemek, alklamayanlar suçlamak için ucuz polemiklere dalmak da neyin nesi? 

yi bir insana da, senin sevecen dindarln hatrlayarak söylersek- iyi bir Müslümana da yakan tevazu, dürüstlük, efkat, cesaret, hakkaniyet, adalettir. 

Öyle davrandnda alk anann ak sütü gibi helaldir. 

Ama hakszlk ettiinde eletirenlere saygsz bir hoyratlkla sen kimsin diye bardnda duyacan sadece sevimsiz bir yankdr. 

Peki, sen kimsin?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tayyip Erdoann özellikle köe yazarlarnn eletirilerine kzdnda kulland epeyce nobran ve saygsz bir soru kalb var. 

Sen kimsin? 

Bu soruyu, bu tonlamayla sorma hakknn yalnzca kendinde bulunduuna inanan bir havas bulunuyor. 

Sanyorum ayn sorunun ayn ekilde kendisine sorulabileceini hiç aklna getirmiyor. 

Peki, sen kimsin? 

Gördüümüz, izlediimiz, bazen hayranlkla alklayp, bazen hayretle eletirdiimiz bu kalabalk kiilik galerisindeki Erdoan portrelerinden hangisi asl Erdoana tekabül ediyor? 

Komularyla sfr sorun politikasn izleyen, dünyann sayg gösterdii yaratc ve parlak diplomat Erdoan m sensin? 

Yoksa, Ermeni protokolünü önce imzalayp sonra vazgeçen güvenilmez politikac m sensin? 

Kürt açlmn balatan cesur lider mi sensin? 

Yoksa Haburdaki olaylar görür görmez çark eden, psan, geri çekilen, kendi balatt açlm sürdürmeyi beceremeyen ürkek adam m sensin? 

Yaradlan severiz Yaradandan dolay diyen, her rk, her inanc, her kavmi kucaklayan hogörülü Müslüman m sensin? 

Yoksa, Ermeni politikalar çkmaza girince stanbulda ayda dört yüz liraya çalan zavall Ermeni kadnn snr d etmekle tehdit eden, Hazreti Muhammedin veda hutbesini unutan milliyetçi mi sensin? 

Ergenekon soruturmasn balatan, devlet içindeki çetelerin üstüne yiitçe giden hukuk sever lider mi sensin? 

Yoksa, Ergenekonun avukatym diyen Deniz Baykal gibi ttihat Terakki çetelerinin avukatlna soyunan çetesever politikac m sensin? 

Askerlerin darbe giriimleri karsnda dik duran, boyun emeyen, direnen, mücadele eden büyük lider mi sensin? 

Yoksa darbeci ttihatçlarn cinayetlerine sahip çkan, savunan, mazeretler uyduran darbesever mi sensin? 

Gazzedeki srail vahetinin kurban olan çocuklarn kahraman ve pervasz savunucusu mu sensin? 

Yoksa Güneydouda ta attklar, ark söyledikleri, slk çaldklar için hapislere tklan çocuklar kurtarmaya bir türlü cesareti yetmeyen yönetici mi sensin? 

Avrupa Birliine üye olmak için en ciddi admlar atan çada adam m sensin? 

Yoksa, tarihteki bir suçun altn çizdikleri için çeitli ülkelerden büyükelçilerini çekip, içe kapanmaya doru giden ttihatç m sensin? 

Davosta dünyaya meydan okuyarak dünyann saygsn kazanan dünya lideri mi sensin? 

Yoksa içerde MHPye üç be oy kaybedeceim diye MHPlileen kasaba politikacs m sensin? 

Dersime katliam diyecek cesarete ve tarih bilgisine sahip entelektüel mi sensin? 

Yoksa, ttihatçlarn Almanlarla birlikte iledikleri cinayetleri ben Müslümanlar soykrm yapt dedirtmem diye sahiplenen tarih cahili mi sensin? 

27 Nisan muhtrasna dimdik kar çkarak ülkenin kaderini deitiren kahraman m sensin? 

emdinlide savcy harcayan ürkek adam m sensin? 

Anayasay deitiren demokrat m sensin? 

Seni eletirenlere kznca hemen onlar suçlayan, suçlama hakkn kendinde gören, Türkiyenin çkarlarn savunmuyorlar diye ucuz polemiklere bavuran tehditkâr adam m sensin? 

Sen kimsin? 

Ve böylesine çelikilerle doluyken sen ne cüretle, hangi kendini beenmilikle, yaptn her hamleye alk bekler, bütün çelikilerinin ayn hayranlkla kabul edilmesini isteyebilirsin? 

Hangi körlük, yaptn hatalar eletirenlerin suçlu olduuna seni bu kadar kolay inandrr? 

En akll, en cesur, en yiit, en dürüst olduuna ve senin dndaki herkesin de zaaflar bulunduuna m inanyorsun? 

Sen, sadece senin kavga edebileceini, senden baka kimsenin kavgaya giremeyeceini mi sanyorsun? 

Siyaset sahnesinin u anda en cesur, en ilerici, en dürüst olan sensin ama bu ülkedeki en dürüst, en cesur, en ilerici olan sen deilsin ve hayat sadece siyaset sahnesindekilerden ibaret deil. 

Çelikilerle dolu olmak belki politikacln gereklerindendir ama bütün bu çelikilere alk beklemek, alklamayanlar suçlamak için ucuz polemiklere dalmak da neyin nesi? 

yi bir insana da, senin sevecen dindarln hatrlayarak söylersek- iyi bir Müslümana da yakan tevazu, dürüstlük, efkat, cesaret, hakkaniyet, adalettir. 

Öyle davrandnda alk anann ak sütü gibi helaldir. 

Ama hakszlk ettiinde eletirenlere saygsz bir hoyratlkla sen kimsin diye bardnda duyacan sadece sevimsiz bir yankdr. 

Peki, sen kimsin?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Iyiler ve kötüler...</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1451</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 14:10:45 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1451</guid>
			<description><![CDATA[Ferhat Kentel 
Eskiden bilmezdik böyle Kürtlük, Ermenilik gibi &thorn;eyleri... 

Farkl&yacute; versiyonlar&yacute; olsa da, hani bildi&eth;imiz &thorn;u ortalama ezber: Eskiden yoktu böyle &thorn;eyler... Bizim mahallede Agop Efendi, Madam Silva vard&yacute;; &THORN;eker bayram&yacute;nda biz onlara baklava verirdik, onlar Paskalya bayram&yacute;nda bize boyanm&yacute;&thorn; yumurta verirdi. Diyarbak&yacute;rl&yacute; kom&thorn;ular&yacute;m&yacute;z vard&yacute;; biz, bir kere olsun, onlar&yacute; Kürt olarak görmedik; gül gibi geçinirdik. Herkes ibadetini gizli yapard&yacute;. Rahmetli ninem beyaz tülbendini takar, namaz&yacute;n&yacute; k&yacute;lard&yacute;; kimseyi rahats&yacute;z etmezdi. Ama &thorn;imdi böyle ayr&yacute;l&yacute;k-gayr&yacute;l&yacute;k soktular milletin içine... 

Gerçekten Ermenilik, Kürtlük, dindarl&yacute;k ya da ba&thorn;ka ayr&yacute;l&yacute;k-gayr&yacute;l&yacute;k durumlar&yacute;n&yacute; bilmez miydik? 

Uzun hikâye ama mesela 1915te Ermeniler bu topraklardan nas&yacute;l köy köy temizlendi; 2. Dünya Sava&thorn;&yacute; s&yacute;ras&yacute;nda Varl&yacute;k Vergisi mimarlar&yacute; ve tahsildarlar&yacute; esas soyacaklar&yacute; gayr&yacute;müslim vatanda&thorn;lar&yacute; nas&yacute;l elleriyle koymu&thorn; gibi tesbit ettiler; Halaço&eth;lu kimin Ermeni kökenli Alevi oldu&eth;unu tarihsel belgelere dayanarak nas&yacute;l biliyor; 6-7 Eylül 1955te Müslüman olmayanlar&yacute;n, Mara&thorn;ta Alevilerin evleri hangi bilgiyle kocaman k&yacute;rm&yacute;z&yacute; çarp&yacute; i&thorn;aretleriyle hedef gösterildi; alavere dalavere Kürt Memet hep nöbete nas&yacute;l yolland&yacute;; orduevlerine giremeyen yani ortal&yacute;kta pek görülmeyen- ba&thorn;örtülü e&thorn;lerinden ötürü birçok subay ordudan nas&yacute;l at&yacute;ld&yacute;; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler b&yacute;rak&yacute;n ba&thorn;bakan olmay&yacute;-, nas&yacute;l bir türlü subay bile olamad&yacute;? 

Bu memlekette kimin kim oldu&eth;unu, insanlar&yacute;n yedi ku&thorn;ak kökenini devlet hep bildi. Çünkü tan&yacute;mlayabilmek ve kontrol edebilmek için bu bilgiye ihtiyac&yacute; vard&yacute;. En çok bildi&eth;i de bu oldu, çünkü dayatt&yacute;&eth;&yacute; ezber kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda en çok korktu&eth;u &thorn;ey insanlar&yacute;n kökenleriydi. 

Bunlar&yacute; hep not etti bir kenara; asla bu özelliklerinin ortaya ç&yacute;kmamas&yacute; için ya da kendi kontrolü alt&yacute;nda ba&thorn;kalar&yacute;n&yacute;n farkl&yacute; özelliklerine kar&thorn;&yacute; kullanmak üzere depolad&yacute;. Emasyada, darbe haz&yacute;rl&yacute;klar&yacute;nda güvenilir-güvenilmez kategorileri geli&thorn;tirdi; öldürülen PKKl&yacute;lar&yacute;n donlar&yacute;n&yacute;n içine bile bakt&yacute;, sünnetli mi sünnetsiz mi olduklar&yacute;n&yacute; görmek için. 

Asl&yacute;nda kimlik tak&yacute;nt&yacute;s&yacute; olan bir devletin alt&yacute;nda, eskiden bilmedi&eth;imiz &thorn;eyleri &thorn;imdi bilir hale geldik. 

Evet, eskiden Kürt, Ermeni ya da Müslüman oldu&eth;umuzu bilirdik ama ba&eth;&yacute;rmazd&yacute;k. Çünkü sesimiz kesilmi&thorn;ti. Ama daha da önemlisi biz eskiden sadece Ermeni, sadece Kürt ya da sadece Müslüman de&eth;ildik; çok daha fazlas&yacute;yd&yacute;k. &THORN;imdi ne yaz&yacute;k ki, kaybolmamak için sadece Ermeni, Kürt veya Müslüman olmak zorunda kald&yacute;k. &THORN;imdi kendimiz olabilmek, kendimizi bütünleyebilmek için, bizim sadece parçam&yacute;z olan ancak eksiltilmi&thorn; olan bu özelliklerimizi ba&eth;&yacute;rmaktan ba&thorn;ka çaremiz kalmad&yacute;. 

Evet, kimlik siyaseti ac&yacute;kl&yacute; bir durum; bir s&yacute;k&yacute;&thorn;m&yacute;&thorn;l&yacute;k ve çaresizlik hali. Ancak öte yandan, s&yacute;n&yacute;f mücadelesinin teknoloji, neoliberalizm, otoriter ve darbeci rejimler taraf&yacute;ndan marjinalle&thorn;ti&eth;i bir zaman diliminde varolmak için en güçlü mücadele yolu. Çünkü insan&yacute;n yok edilmeye çal&yacute;&thorn;&yacute;lan bir parças&yacute;n&yacute; korumak, yani bütünlü&eth;ünü korumak muhte&thorn;em bir enerjiyi devreye sokuyor. 

Bu enerji de, toplum ve demografi mühendisi tepeden inmeci dilin asla anlamak istemeyece&eth;i bir &thorn;ekilde, bitti&eth;i ilan edilen cemaatlere hayat veriyor. Yani kimlik siyaseti e&thorn;li&eth;inde geli&thorn;en cemaatçilik bir varolu&thorn; sava&thorn;&yacute;n&yacute;n arac&yacute;ndan ba&thorn;ka bir &thorn;ey de&eth;il; ancak ayn&yacute; zamanda fakirle&thorn;tiren, o koskoca insan bütünlü&eth;ünü ve zenginli&eth;ini darac&yacute;k ve tek bir boyuta indirgeyen ve tek boyuta indirgenmi&thorn; ba&thorn;kalar&yacute;yla muhabbetini koparan bir cehennem yolu... 

Rasyonellik iddias&yacute;n&yacute;n alt&yacute;nda inan&yacute;lmaz bir kibir ve ac&yacute;mas&yacute;zl&yacute;k saklayan, ehlile&thorn;tirirken esir alan ulus-devleti bir a&thorn;ma yoluydu kimlik siyaseti... Fakirle&thorn;tiren bu yolu a&thorn;may&yacute; ise tabii ki ulusdevletin tek kimlik tak&yacute;nt&yacute;s&yacute;na kutsal bir mabedi koruyormu&thorn;ças&yacute;na hapsolanlar de&eth;il; ulus-devlete inat, onun ezdi&eth;i kimliklerini korumay&yacute; becermi&thorn; olanlar becerecek. 

Yani eskiden bilmedi&eth;imiz Kürtler, Ermeniler, Müslümanlar kendi aralar&yacute;nda muhabbeti gerçekle&thorn;tirerek yapacaklar bunu... O zaman hep beraber ezilen s&yacute;n&yacute;flar&yacute;n mücadelesini de yapma kudreti kazanacaklar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ferhat Kentel 
Eskiden bilmezdik böyle Kürtlük, Ermenilik gibi &thorn;eyleri... 

Farkl&yacute; versiyonlar&yacute; olsa da, hani bildi&eth;imiz &thorn;u ortalama ezber: Eskiden yoktu böyle &thorn;eyler... Bizim mahallede Agop Efendi, Madam Silva vard&yacute;; &THORN;eker bayram&yacute;nda biz onlara baklava verirdik, onlar Paskalya bayram&yacute;nda bize boyanm&yacute;&thorn; yumurta verirdi. Diyarbak&yacute;rl&yacute; kom&thorn;ular&yacute;m&yacute;z vard&yacute;; biz, bir kere olsun, onlar&yacute; Kürt olarak görmedik; gül gibi geçinirdik. Herkes ibadetini gizli yapard&yacute;. Rahmetli ninem beyaz tülbendini takar, namaz&yacute;n&yacute; k&yacute;lard&yacute;; kimseyi rahats&yacute;z etmezdi. Ama &thorn;imdi böyle ayr&yacute;l&yacute;k-gayr&yacute;l&yacute;k soktular milletin içine... 

Gerçekten Ermenilik, Kürtlük, dindarl&yacute;k ya da ba&thorn;ka ayr&yacute;l&yacute;k-gayr&yacute;l&yacute;k durumlar&yacute;n&yacute; bilmez miydik? 

Uzun hikâye ama mesela 1915te Ermeniler bu topraklardan nas&yacute;l köy köy temizlendi; 2. Dünya Sava&thorn;&yacute; s&yacute;ras&yacute;nda Varl&yacute;k Vergisi mimarlar&yacute; ve tahsildarlar&yacute; esas soyacaklar&yacute; gayr&yacute;müslim vatanda&thorn;lar&yacute; nas&yacute;l elleriyle koymu&thorn; gibi tesbit ettiler; Halaço&eth;lu kimin Ermeni kökenli Alevi oldu&eth;unu tarihsel belgelere dayanarak nas&yacute;l biliyor; 6-7 Eylül 1955te Müslüman olmayanlar&yacute;n, Mara&thorn;ta Alevilerin evleri hangi bilgiyle kocaman k&yacute;rm&yacute;z&yacute; çarp&yacute; i&thorn;aretleriyle hedef gösterildi; alavere dalavere Kürt Memet hep nöbete nas&yacute;l yolland&yacute;; orduevlerine giremeyen yani ortal&yacute;kta pek görülmeyen- ba&thorn;örtülü e&thorn;lerinden ötürü birçok subay ordudan nas&yacute;l at&yacute;ld&yacute;; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler b&yacute;rak&yacute;n ba&thorn;bakan olmay&yacute;-, nas&yacute;l bir türlü subay bile olamad&yacute;? 

Bu memlekette kimin kim oldu&eth;unu, insanlar&yacute;n yedi ku&thorn;ak kökenini devlet hep bildi. Çünkü tan&yacute;mlayabilmek ve kontrol edebilmek için bu bilgiye ihtiyac&yacute; vard&yacute;. En çok bildi&eth;i de bu oldu, çünkü dayatt&yacute;&eth;&yacute; ezber kar&thorn;&yacute;s&yacute;nda en çok korktu&eth;u &thorn;ey insanlar&yacute;n kökenleriydi. 

Bunlar&yacute; hep not etti bir kenara; asla bu özelliklerinin ortaya ç&yacute;kmamas&yacute; için ya da kendi kontrolü alt&yacute;nda ba&thorn;kalar&yacute;n&yacute;n farkl&yacute; özelliklerine kar&thorn;&yacute; kullanmak üzere depolad&yacute;. Emasyada, darbe haz&yacute;rl&yacute;klar&yacute;nda güvenilir-güvenilmez kategorileri geli&thorn;tirdi; öldürülen PKKl&yacute;lar&yacute;n donlar&yacute;n&yacute;n içine bile bakt&yacute;, sünnetli mi sünnetsiz mi olduklar&yacute;n&yacute; görmek için. 

Asl&yacute;nda kimlik tak&yacute;nt&yacute;s&yacute; olan bir devletin alt&yacute;nda, eskiden bilmedi&eth;imiz &thorn;eyleri &thorn;imdi bilir hale geldik. 

Evet, eskiden Kürt, Ermeni ya da Müslüman oldu&eth;umuzu bilirdik ama ba&eth;&yacute;rmazd&yacute;k. Çünkü sesimiz kesilmi&thorn;ti. Ama daha da önemlisi biz eskiden sadece Ermeni, sadece Kürt ya da sadece Müslüman de&eth;ildik; çok daha fazlas&yacute;yd&yacute;k. &THORN;imdi ne yaz&yacute;k ki, kaybolmamak için sadece Ermeni, Kürt veya Müslüman olmak zorunda kald&yacute;k. &THORN;imdi kendimiz olabilmek, kendimizi bütünleyebilmek için, bizim sadece parçam&yacute;z olan ancak eksiltilmi&thorn; olan bu özelliklerimizi ba&eth;&yacute;rmaktan ba&thorn;ka çaremiz kalmad&yacute;. 

Evet, kimlik siyaseti ac&yacute;kl&yacute; bir durum; bir s&yacute;k&yacute;&thorn;m&yacute;&thorn;l&yacute;k ve çaresizlik hali. Ancak öte yandan, s&yacute;n&yacute;f mücadelesinin teknoloji, neoliberalizm, otoriter ve darbeci rejimler taraf&yacute;ndan marjinalle&thorn;ti&eth;i bir zaman diliminde varolmak için en güçlü mücadele yolu. Çünkü insan&yacute;n yok edilmeye çal&yacute;&thorn;&yacute;lan bir parças&yacute;n&yacute; korumak, yani bütünlü&eth;ünü korumak muhte&thorn;em bir enerjiyi devreye sokuyor. 

Bu enerji de, toplum ve demografi mühendisi tepeden inmeci dilin asla anlamak istemeyece&eth;i bir &thorn;ekilde, bitti&eth;i ilan edilen cemaatlere hayat veriyor. Yani kimlik siyaseti e&thorn;li&eth;inde geli&thorn;en cemaatçilik bir varolu&thorn; sava&thorn;&yacute;n&yacute;n arac&yacute;ndan ba&thorn;ka bir &thorn;ey de&eth;il; ancak ayn&yacute; zamanda fakirle&thorn;tiren, o koskoca insan bütünlü&eth;ünü ve zenginli&eth;ini darac&yacute;k ve tek bir boyuta indirgeyen ve tek boyuta indirgenmi&thorn; ba&thorn;kalar&yacute;yla muhabbetini koparan bir cehennem yolu... 

Rasyonellik iddias&yacute;n&yacute;n alt&yacute;nda inan&yacute;lmaz bir kibir ve ac&yacute;mas&yacute;zl&yacute;k saklayan, ehlile&thorn;tirirken esir alan ulus-devleti bir a&thorn;ma yoluydu kimlik siyaseti... Fakirle&thorn;tiren bu yolu a&thorn;may&yacute; ise tabii ki ulusdevletin tek kimlik tak&yacute;nt&yacute;s&yacute;na kutsal bir mabedi koruyormu&thorn;ças&yacute;na hapsolanlar de&eth;il; ulus-devlete inat, onun ezdi&eth;i kimliklerini korumay&yacute; becermi&thorn; olanlar becerecek. 

Yani eskiden bilmedi&eth;imiz Kürtler, Ermeniler, Müslümanlar kendi aralar&yacute;nda muhabbeti gerçekle&thorn;tirerek yapacaklar bunu... O zaman hep beraber ezilen s&yacute;n&yacute;flar&yacute;n mücadelesini de yapma kudreti kazanacaklar...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>DÜĞÜNÜMÜZ VAR DOSTLAR</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1450</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 12:52:46 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1450</guid>
			<description><![CDATA[KIYMETLİ DOSTLAR 26 MART 2010 CUMA AKŞAMI ANKARA'DA MUSTAFA GÜLBAHAR İLE RUTH BESA HAYATLARINI BİRLEŞTİRECEKLER.BU MUTLU GÜNLERİNDE SİZLERİ DE ARAMIZDA GÖRMEKTEN KIVANÇ DUYARIZ.
ADRES:KEÇİÖREN BELEDİYESİ KARŞISI HALİL İBRAHİM SOFRASI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KIYMETLİ DOSTLAR 26 MART 2010 CUMA AKŞAMI ANKARA'DA MUSTAFA GÜLBAHAR İLE RUTH BESA HAYATLARINI BİRLEŞTİRECEKLER.BU MUTLU GÜNLERİNDE SİZLERİ DE ARAMIZDA GÖRMEKTEN KIVANÇ DUYARIZ.
ADRES:KEÇİÖREN BELEDİYESİ KARŞISI HALİL İBRAHİM SOFRASI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Inanc ve yasam dünyasi</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1449</link>
			<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 13:45:48 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1449</guid>
			<description><![CDATA[Cok derin inanclilardan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine
okkalı bir tokat vurmuş...
Baba hızla donup bakınca açıklamış:
- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı. .. 
Bektaşi: 
- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu
işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cok derin inanclilardan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine
okkalı bir tokat vurmuş...
Baba hızla donup bakınca açıklamış:
- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı. .. 
Bektaşi: 
- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu
işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Ottoman Commonwealth</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1448</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 03:23:20 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1448</guid>
			<description><![CDATA[Ottoman Commonwealth 

Engin Ardic 21-2-2010 

Osmanl&yacute; &Yacute;mparatorlu&eth;u, on dokuzuncu yüzy&yacute;l ba&thorn;lar&yacute;nda tükenmi&thorn;ti... M&yacute;s&yacute;r'&yacute;n "kopu&thorn;una" güç yetirememesi, hele hele M&yacute;s&yacute;r ordusunun Suriye'den kapt&yacute;r&yacute;p Kütahya'ya kadar gelmesi, bir de Yunan ayaklanmas&yacute;... 
Osmanl&yacute;, askeri aç&yacute;dan bitmi&thorn;ti. Her sava&thorn;ta yeniliyordu. Ordusu ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. 
&Yacute;ngiltere'yle yap&yacute;lan 1838 Ticaret Anla&thorn;mas&yacute;, ekonomik aç&yacute;dan da bitti&eth;ini belgeler. Osmanl&yacute; ekonomisi bilinen &thorn;ekliyle iflas noktas&yacute;ndayd&yacute;. Bat&yacute; ekonomisine teslim oluyordu. Çünkü ekonomisi de ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. Yaln&yacute;z bunlar de&eth;il, her&thorn;eyi ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. 
1839 Tanzimat Ferman&yacute; da, Osmanl&yacute;'n&yacute;n siyasi yenilgiyi de kabul etti&eth;ini, ayakta kalmak için "uygarl&yacute;k çemberi de&eth;i&thorn;tirmeye" karar verdi&eth;ini, yani kendi kendini, kendi niteliklerini reddetti&eth;ini gösterir. 
Bu &thorn;ekilde Osmanl&yacute; "oksijen çad&yacute;r&yacute;na" al&yacute;narak, ite kaka bir seksen y&yacute;l daha ya&thorn;at&yacute;ld&yacute;... Oysa kaç&yacute;n&yacute;lmaz sonuç ufukta görünmü&thorn;tü. 
Osmanl&yacute;'n&yacute;n, ölmemek için bir tek yolu, bir tek çaresi vard&yacute;: Modern bir "federasyona" dönü&thorn;mek... Vakitlice... 
Ak&yacute;ll&yacute; davran&yacute;p M&yacute;s&yacute;r ve Yunan "asileriyle" görü&thorn;melere ba&thorn;lasayd&yacute;, gelecek ayaklanmalar&yacute; da önlemek için imparatorlu&eth;u demokratik bir anayasaya kavu&thorn;turup, bütün halklar&yacute;n e&thorn;it olaca&eth;&yacute; bir sistem kurabilseydi... Her halk&yacute;n kendi parlamentosu, kendi hükümeti olacak, &Yacute;stanbul parlamentosu da bir "üst meclis" olarak görev yapacak, her federe devlet, ba&thorn;kan olarak padi&thorn;ah&yacute;, üst yönetim olarak &Yacute;stanbul Hükümeti'ni tan&yacute;yacak ama iç i&thorn;lerinde özerk olacak... Yani Türk, di&eth;er unsurlar&yacute; bu &thorn;ekilde "sistem içinde" tutacak ama bu sistem "reforme edilmi&thorn;" yeni bir sistem olacak... 
&Yacute;ngiltere'nin daha sonra ba&thorn;araca&eth;&yacute; bir "Commonwealth" yani... 
Ya da bugünkü &Yacute;spanya gibi diyelim. 
Ama Osmanl&yacute; Türk unsurunda ne bunu dü&thorn;ünebilecek çap, ne bunu tart&yacute;&thorn;abilecek bir "intelligentsia", ne de uygulamaya koyabilecek siyasi kadrolar vard&yacute; o dönemde... 
Örne&eth;in Rigas'&yacute; öldürmek yerine "bu adam ne söylüyor, bir bakal&yacute;m" diyebilecek çapta devlet adamlar&yacute;... Yoktu öyle bir yönetici. 
&Yacute;kinci ve son bir f&yacute;rsat, 1908 y&yacute;l&yacute;nda yakaland&yacute;... ve kaç&yacute;r&yacute;ld&yacute;. 
Jöntürkler, bütün halklar&yacute;n e&thorn;it olaca&eth;&yacute; bir parlamenter sistem getirmek için ayakland&yacute;lar. Kazand&yacute;lar da. Bütün halklarda bir bayram havas&yacute; esti. 
Ama birkaç parçaya bölündüler, a&eth;&yacute;r basan &Yacute;ttihatç&yacute;lar, hemen iki y&yacute;l sonra yüz seksen derece döndüler, kat&yacute; bir "Türk milliyetçili&eth;ine" yöneldiler ve iktidara da darbeyle el koydular. &Yacute;mparatorlu&eth;u büsbütün ve kesinlikle bitirmek için bundan daha kestirme bir yol olamazd&yacute;! 
Nitekim imparatorluk da&eth;&yacute;ld&yacute; ve Lausanne'da tasfiye edildi. 
Bu yaz&yacute;y&yacute;, "günlerden pazard&yacute;r, tarih sohbeti yapal&yacute;m da kö&thorn;e dolsun" diye yazmad&yacute;m. 
Bu gerçeklerin &yacute;&thorn;&yacute;&eth;&yacute;nda günümüzü dü&thorn;ünün, bakal&yacute;m ne gibi sonuçlara varacaks&yacute;n&yacute;z? 
Bugün de Türkiye Cumhuriyeti, "bilinen &thorn;ekliyle" çok zor durumda. 
Bürokrat diktas&yacute; yani cumhuriyetin "as&yacute;l hamuru", temel ta&thorn;&yacute; çat&yacute;rd&yacute;yor, fakat eski yap&yacute; da direniyor, "dönü&thorn;meye çal&yacute;&thorn;an cumhuriyet" sanc&yacute; çekiyor. Tutucular ve liberaller birbirlerinin gözünü oymaya çal&yacute;&thorn;&yacute;yorlar. Direni&thorn; çok güçlü, de&eth;i&thorn;im yanl&yacute;lar&yacute; beceriksiz, yetersiz. Çeki&thorn;menin tad&yacute; iyiden iyiye kaçmak üzere... 
Acaba yirmi ikinci yüzy&yacute;lda gelecek yazarlar, torunlar&yacute;m&yacute;z, bizim için de "bitmi&thorn;lerdi ama fark&yacute;na varam&yacute;yorlard&yacute;, tuttuklar&yacute; kat&yacute; Türk milliyetçili&eth;i yolunun onlar&yacute; da&eth;&yacute;lmaya götürdü&eth;ünü göremiyorlard&yacute;, bozuk sistemi ittire kakt&yacute;ra az&yacute;c&yacute;k daha ya&thorn;atmaya çal&yacute;&thorn;&yacute;yorlard&yacute;, sistemi yenileyecek basiretleri yoktu, böyle böyle batt&yacute;lar" yazacaklar m&yacute;?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ottoman Commonwealth 

Engin Ardic 21-2-2010 

Osmanl&yacute; &Yacute;mparatorlu&eth;u, on dokuzuncu yüzy&yacute;l ba&thorn;lar&yacute;nda tükenmi&thorn;ti... M&yacute;s&yacute;r'&yacute;n "kopu&thorn;una" güç yetirememesi, hele hele M&yacute;s&yacute;r ordusunun Suriye'den kapt&yacute;r&yacute;p Kütahya'ya kadar gelmesi, bir de Yunan ayaklanmas&yacute;... 
Osmanl&yacute;, askeri aç&yacute;dan bitmi&thorn;ti. Her sava&thorn;ta yeniliyordu. Ordusu ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. 
&Yacute;ngiltere'yle yap&yacute;lan 1838 Ticaret Anla&thorn;mas&yacute;, ekonomik aç&yacute;dan da bitti&eth;ini belgeler. Osmanl&yacute; ekonomisi bilinen &thorn;ekliyle iflas noktas&yacute;ndayd&yacute;. Bat&yacute; ekonomisine teslim oluyordu. Çünkü ekonomisi de ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. Yaln&yacute;z bunlar de&eth;il, her&thorn;eyi ça&eth;d&yacute;&thorn;&yacute; kalm&yacute;&thorn;t&yacute;. 
1839 Tanzimat Ferman&yacute; da, Osmanl&yacute;'n&yacute;n siyasi yenilgiyi de kabul etti&eth;ini, ayakta kalmak için "uygarl&yacute;k çemberi de&eth;i&thorn;tirmeye" karar verdi&eth;ini, yani kendi kendini, kendi niteliklerini reddetti&eth;ini gösterir. 
Bu &thorn;ekilde Osmanl&yacute; "oksijen çad&yacute;r&yacute;na" al&yacute;narak, ite kaka bir seksen y&yacute;l daha ya&thorn;at&yacute;ld&yacute;... Oysa kaç&yacute;n&yacute;lmaz sonuç ufukta görünmü&thorn;tü. 
Osmanl&yacute;'n&yacute;n, ölmemek için bir tek yolu, bir tek çaresi vard&yacute;: Modern bir "federasyona" dönü&thorn;mek... Vakitlice... 
Ak&yacute;ll&yacute; davran&yacute;p M&yacute;s&yacute;r ve Yunan "asileriyle" görü&thorn;melere ba&thorn;lasayd&yacute;, gelecek ayaklanmalar&yacute; da önlemek için imparatorlu&eth;u demokratik bir anayasaya kavu&thorn;turup, bütün halklar&yacute;n e&thorn;it olaca&eth;&yacute; bir sistem kurabilseydi... Her halk&yacute;n kendi parlamentosu, kendi hükümeti olacak, &Yacute;stanbul parlamentosu da bir "üst meclis" olarak görev yapacak, her federe devlet, ba&thorn;kan olarak padi&thorn;ah&yacute;, üst yönetim olarak &Yacute;stanbul Hükümeti'ni tan&yacute;yacak ama iç i&thorn;lerinde özerk olacak... Yani Türk, di&eth;er unsurlar&yacute; bu &thorn;ekilde "sistem içinde" tutacak ama bu sistem "reforme edilmi&thorn;" yeni bir sistem olacak... 
&Yacute;ngiltere'nin daha sonra ba&thorn;araca&eth;&yacute; bir "Commonwealth" yani... 
Ya da bugünkü &Yacute;spanya gibi diyelim. 
Ama Osmanl&yacute; Türk unsurunda ne bunu dü&thorn;ünebilecek çap, ne bunu tart&yacute;&thorn;abilecek bir "intelligentsia", ne de uygulamaya koyabilecek siyasi kadrolar vard&yacute; o dönemde... 
Örne&eth;in Rigas'&yacute; öldürmek yerine "bu adam ne söylüyor, bir bakal&yacute;m" diyebilecek çapta devlet adamlar&yacute;... Yoktu öyle bir yönetici. 
&Yacute;kinci ve son bir f&yacute;rsat, 1908 y&yacute;l&yacute;nda yakaland&yacute;... ve kaç&yacute;r&yacute;ld&yacute;. 
Jöntürkler, bütün halklar&yacute;n e&thorn;it olaca&eth;&yacute; bir parlamenter sistem getirmek için ayakland&yacute;lar. Kazand&yacute;lar da. Bütün halklarda bir bayram havas&yacute; esti. 
Ama birkaç parçaya bölündüler, a&eth;&yacute;r basan &Yacute;ttihatç&yacute;lar, hemen iki y&yacute;l sonra yüz seksen derece döndüler, kat&yacute; bir "Türk milliyetçili&eth;ine" yöneldiler ve iktidara da darbeyle el koydular. &Yacute;mparatorlu&eth;u büsbütün ve kesinlikle bitirmek için bundan daha kestirme bir yol olamazd&yacute;! 
Nitekim imparatorluk da&eth;&yacute;ld&yacute; ve Lausanne'da tasfiye edildi. 
Bu yaz&yacute;y&yacute;, "günlerden pazard&yacute;r, tarih sohbeti yapal&yacute;m da kö&thorn;e dolsun" diye yazmad&yacute;m. 
Bu gerçeklerin &yacute;&thorn;&yacute;&eth;&yacute;nda günümüzü dü&thorn;ünün, bakal&yacute;m ne gibi sonuçlara varacaks&yacute;n&yacute;z? 
Bugün de Türkiye Cumhuriyeti, "bilinen &thorn;ekliyle" çok zor durumda. 
Bürokrat diktas&yacute; yani cumhuriyetin "as&yacute;l hamuru", temel ta&thorn;&yacute; çat&yacute;rd&yacute;yor, fakat eski yap&yacute; da direniyor, "dönü&thorn;meye çal&yacute;&thorn;an cumhuriyet" sanc&yacute; çekiyor. Tutucular ve liberaller birbirlerinin gözünü oymaya çal&yacute;&thorn;&yacute;yorlar. Direni&thorn; çok güçlü, de&eth;i&thorn;im yanl&yacute;lar&yacute; beceriksiz, yetersiz. Çeki&thorn;menin tad&yacute; iyiden iyiye kaçmak üzere... 
Acaba yirmi ikinci yüzy&yacute;lda gelecek yazarlar, torunlar&yacute;m&yacute;z, bizim için de "bitmi&thorn;lerdi ama fark&yacute;na varam&yacute;yorlard&yacute;, tuttuklar&yacute; kat&yacute; Türk milliyetçili&eth;i yolunun onlar&yacute; da&eth;&yacute;lmaya götürdü&eth;ünü göremiyorlard&yacute;, bozuk sistemi ittire kakt&yacute;ra az&yacute;c&yacute;k daha ya&thorn;atmaya çal&yacute;&thorn;&yacute;yorlard&yacute;, sistemi yenileyecek basiretleri yoktu, böyle böyle batt&yacute;lar" yazacaklar m&yacute;?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Hekime Pamukçu</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1447</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 03:20:44 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1447</guid>
			<description><![CDATA[Hekime Hala'ya tanrıdan rahmet;ailesine ve sevenlerine sabırlar dilerim...
sadık cemil ARSLAN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hekime Hala'ya tanrıdan rahmet;ailesine ve sevenlerine sabırlar dilerim...
sadık cemil ARSLAN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>YOLDAN GÜZEL GEÇMEK</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1446</link>
			<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 10:16:44 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1446</guid>
			<description><![CDATA[Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi.

İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler.

Bazıları en güzel arabalarını,
bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.

Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:

Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:

"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."

Kral gülümseyerek cevap verdi:

"O altınlar sana ait delikanlı."

"Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."

"Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! "]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi.

İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler.

Bazıları en güzel arabalarını,
bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.

Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:

Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:

"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."

Kral gülümseyerek cevap verdi:

"O altınlar sana ait delikanlı."

"Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."

"Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! "]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Nasreddin hoca ve karisi</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1445</link>
			<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 16:46:54 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1445</guid>
			<description><![CDATA[Nasrettin Hoca görücü usulü evlenmiş. Gelini ilk defa gerdek gecesi görmüş. Allahın gücüne gitmesin, kadın pek çirkinmiş. Karısı hocaya &#8220;Efendi, bana kimler namahremdir, yüzümü kime göstereyim kime göstermeyeyim&#8221; diye sormuş. Morali fena halde bozuk olan Hoca &#8220;Bana gösterme de kime gösterirsen göster&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nasrettin Hoca görücü usulü evlenmiş. Gelini ilk defa gerdek gecesi görmüş. Allahın gücüne gitmesin, kadın pek çirkinmiş. Karısı hocaya &#8220;Efendi, bana kimler namahremdir, yüzümü kime göstereyim kime göstermeyeyim&#8221; diye sormuş. Morali fena halde bozuk olan Hoca &#8220;Bana gösterme de kime gösterirsen göster&#8221;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Köpege nuska</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1444</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 06:26:22 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1444</guid>
			<description><![CDATA[Komediler

Bir yerde askeri komutanın köpeği hastalanıyor. Yörede halkın « Nefesi kuvvetli. Okuduğunu, üflediğini hemen ayağa kaldırır. » dediği bir de Şeyh yaşıyor. Komutan ne yapacağını şaşırıyor. Köpeğinin ölmesini de istemiyor. Şeyhi askeri birime çağırıyor. 

« Şeyh köpeğim hasta. Oku, üfle, bir muska yaz da iyileşsin. » 

Şeyh isteme karşı çıkıyor. «  Olur mu  komandan. Köpege muska yazılır mı ? » 

Komutan diretiyor « Yazacaksın. » 

Şeyh mecburen komutanın köpeği için muska yazıyor. Bir kaç gün sonra hayvan iyileşiyor. Komutan «  Ya bu adam keramet sahibi. Acaba ne yazdıki köpegim iyileşti ? »

Merakına kapılıyor. Sonuçta dayanamıyor ve muskayı açıyor. 

Şeyhin yazdığı cümle «  Muska yazdım komandanın itine tutarsa da si, tutmazsa da si. »  

Uludere&#8217;de  bir olay yaşanıyor.  PTT müdürü Abdullah Bey «  Ben çocuktum. Köyümüzün ağası  öldü. Ağanın çocukları vardı. Ağa inancı fazla kuvetli olan biri değildi. Çocukları ise inançlılar. Düşünüyorlar. «  Babamız öldü. Kabir azabını nasıl verecek ? Sorgu melekleri gelince babtur yerine O konuşur. Kesin babamızın dili tutulur. Karıştırır. Konuşamaz. Oduncu Salih yarı aç, yarı tok. Topal eşeği ve kulubesinin dışında bir şeyi yok. Odun kesip, satarak yaşıyor. O, köyün en günahsızı. Babamızın mezarının bitişiğinde bir mezar kazalım. Onu ikna edelim. O mezara koyalım. İlk gece babamızla kalır. Sorgu melekleri gelince  konuşur. »

Konuyu Salihe açıyorlar. İsteklerini anlatıyorlar. Kendisini ikna ediyorlar. Mezarı büyük yapıyorlar. Salihi babalarının yanına, mezara koyuyorlar. Gece olunca iki hırsız ağanın altın dişlerini almak için mezara doğru ilerliyorlar. Bakıyorlar biri mezarda oturuyor. 

« Ya sen kimsin ? » 

«  Ben salih »  

« Sen mezarda ne arıyorsun ? » 

« Bunun dili tutulur. Konuşamaz. Sizler sorgu melekleri değil misiniz ?  Bu sizi cevaplayamaz. Bunun yerine beni sorgulayın. »

Hırsızlar anlıyorlar ki gerçekten çok saf bir insan ve  kendisine soru sormaya başlıyorlar. 

« Yaş mı, kuru mu, dağda mı, ormanda mı kestin ? neyle taşıdın ? Eşeğinin yiyeceğini, suyunu zamanın da verdin mi ? »

Sabaha kadar Salih&#8217;i evire çevire dövüyorlar. Günahsız salih sabahleyin köye dönüyor.

Ağanın oğulları «  Ne oldu ? Hesabı verdin mi ? » diyorlar.

Salih «  Ben bir topal eşeğin hesabını veremedim. Babanız boku yedi. » cümleleriyle yaşadıklarını açıklıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Komediler

Bir yerde askeri komutanın köpeği hastalanıyor. Yörede halkın « Nefesi kuvvetli. Okuduğunu, üflediğini hemen ayağa kaldırır. » dediği bir de Şeyh yaşıyor. Komutan ne yapacağını şaşırıyor. Köpeğinin ölmesini de istemiyor. Şeyhi askeri birime çağırıyor. 

« Şeyh köpeğim hasta. Oku, üfle, bir muska yaz da iyileşsin. » 

Şeyh isteme karşı çıkıyor. «  Olur mu  komandan. Köpege muska yazılır mı ? » 

Komutan diretiyor « Yazacaksın. » 

Şeyh mecburen komutanın köpeği için muska yazıyor. Bir kaç gün sonra hayvan iyileşiyor. Komutan «  Ya bu adam keramet sahibi. Acaba ne yazdıki köpegim iyileşti ? »

Merakına kapılıyor. Sonuçta dayanamıyor ve muskayı açıyor. 

Şeyhin yazdığı cümle «  Muska yazdım komandanın itine tutarsa da si, tutmazsa da si. »  

Uludere&#8217;de  bir olay yaşanıyor.  PTT müdürü Abdullah Bey «  Ben çocuktum. Köyümüzün ağası  öldü. Ağanın çocukları vardı. Ağa inancı fazla kuvetli olan biri değildi. Çocukları ise inançlılar. Düşünüyorlar. «  Babamız öldü. Kabir azabını nasıl verecek ? Sorgu melekleri gelince babtur yerine O konuşur. Kesin babamızın dili tutulur. Karıştırır. Konuşamaz. Oduncu Salih yarı aç, yarı tok. Topal eşeği ve kulubesinin dışında bir şeyi yok. Odun kesip, satarak yaşıyor. O, köyün en günahsızı. Babamızın mezarının bitişiğinde bir mezar kazalım. Onu ikna edelim. O mezara koyalım. İlk gece babamızla kalır. Sorgu melekleri gelince  konuşur. »

Konuyu Salihe açıyorlar. İsteklerini anlatıyorlar. Kendisini ikna ediyorlar. Mezarı büyük yapıyorlar. Salihi babalarının yanına, mezara koyuyorlar. Gece olunca iki hırsız ağanın altın dişlerini almak için mezara doğru ilerliyorlar. Bakıyorlar biri mezarda oturuyor. 

« Ya sen kimsin ? » 

«  Ben salih »  

« Sen mezarda ne arıyorsun ? » 

« Bunun dili tutulur. Konuşamaz. Sizler sorgu melekleri değil misiniz ?  Bu sizi cevaplayamaz. Bunun yerine beni sorgulayın. »

Hırsızlar anlıyorlar ki gerçekten çok saf bir insan ve  kendisine soru sormaya başlıyorlar. 

« Yaş mı, kuru mu, dağda mı, ormanda mı kestin ? neyle taşıdın ? Eşeğinin yiyeceğini, suyunu zamanın da verdin mi ? »

Sabaha kadar Salih&#8217;i evire çevire dövüyorlar. Günahsız salih sabahleyin köye dönüyor.

Ağanın oğulları «  Ne oldu ? Hesabı verdin mi ? » diyorlar.

Salih «  Ben bir topal eşeğin hesabını veremedim. Babanız boku yedi. » cümleleriyle yaşadıklarını açıklıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Temel 20 senedir Almanya'da yaşıyormuş.</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1443</link>
			<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 16:30:44 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1443</guid>
			<description><![CDATA[Temel 20 senedir Almanya'da yaşıyormuş.
Bir gün göçmen bürosuna gidip Almanya'dan kesin dönüş yapacağını söylemiş ..

Göçmen bürosundaki Almanlar Temel'i tanıyorlar, seviyor

Sormuşlar; 'Niye dönuyorsun?' diye.

Temel 'homoseksüeller yüzünden' demiş.

Bürodakiler şaşırmış, 'Seni rahatsız filan ediyorlarsa hemen
bir şikayette bulun, gereğini yaparız. Buradan bu yüzden ayrılmana değmez
demişler '

Temel: 'Beni rahatsız etmiyorlar' demiş.
Bürodakiler yine şaşırmış; 'Peki neden gidiyorsun? "

Temel cevaplamış:
'Burada 20 yıl önce homoseksüellik yasaktı,
10 yıl önce serbest oldu,
5 yıl öncede evlenmelerine izin verildi.

Homoseksüellik MECBUR olmadan dönmek istiyorum.

*** Kissadan hisse ***

Türkiye'de 30 yıl önce türban diye bir şey yoktu,
20 yıl önce takmaya başladılar, şimdi serbest oluyor,
MECBUR olmadan önce bir şeyler yapmak lazım ...!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Temel 20 senedir Almanya'da yaşıyormuş.
Bir gün göçmen bürosuna gidip Almanya'dan kesin dönüş yapacağını söylemiş ..

Göçmen bürosundaki Almanlar Temel'i tanıyorlar, seviyor

Sormuşlar; 'Niye dönuyorsun?' diye.

Temel 'homoseksüeller yüzünden' demiş.

Bürodakiler şaşırmış, 'Seni rahatsız filan ediyorlarsa hemen
bir şikayette bulun, gereğini yaparız. Buradan bu yüzden ayrılmana değmez
demişler '

Temel: 'Beni rahatsız etmiyorlar' demiş.
Bürodakiler yine şaşırmış; 'Peki neden gidiyorsun? "

Temel cevaplamış:
'Burada 20 yıl önce homoseksüellik yasaktı,
10 yıl önce serbest oldu,
5 yıl öncede evlenmelerine izin verildi.

Homoseksüellik MECBUR olmadan dönmek istiyorum.

*** Kissadan hisse ***

Türkiye'de 30 yıl önce türban diye bir şey yoktu,
20 yıl önce takmaya başladılar, şimdi serbest oluyor,
MECBUR olmadan önce bir şeyler yapmak lazım ...!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Demokrası</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1442</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 10:31:08 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1442</guid>
			<description><![CDATA[Engin Aktel
Kör- topal demokrasi
--------------------------------------------------------------------------------
 

 Demokrasi için önce demokrat olmak gerekir.
Acaba biz öyle miyiz?
Hiç sanmıyorum...
Partilerin şu Grup Toplantılarına bir bakın.
İki saat kürsüde konuşan kim?
Partinin Genel Başkanı.
Dinleyenler kim?
Partinin Milletvekilleri.
Bir Allahın kulu da söz isteyip, Grup Toplantısı'nda konuşma hakkına sahip mi?
Bu güne kadar Genel Başkan'ın dışında, Grup Toplantısı'nda konuşan bir Milletvekili'ne rastladınız mı?
Veya, toplantıda, fikrini açıklamak için söz isteyen bir Milletvekili'ne şahit oldunuz mu?
Peki, Genel Başkan'a tepki gösterebilen Milletvekili var mı?
Hadi bunlardan geçtik.
Parti Genel Başkanlık Seçiminde, sıkıyorsa Genel Başkan'ın karşısında Başkanlığa aday ol.
Ne olduğunu bile anlamadan,anında partiden uçururlar.
Haberin bile olmaz.
Sebep?
Sözde demokratız da ondan...
***
Demokrasiye geçeli 63 yıl olmuş ama, bir türlü demokrat olamamışız.
80 ihtilali sonrası askeri rejim tarafından yapılan Anayasa ile yönetilip demokrasiden dem vuruyoruz.
Siyasi Partiler Yasası'na el sürmüyoruz, demokrasiden bahsediyoruz.
Yaşadığın il için seçtiğin Milletvekillerini bile tanımazsın. Çünkü sen değil,
Genel Başkan seçmiştir o Milletvekillerini. 
Demokrasi adına, sen yalnızca oy verirsin.
Seçim Yasası ve yüzde 10 barajı sittin senedir yerinde durur.
Ona kimse el sürmek istemez.
Cızzzzz... Ellersen yanarsın.
Yirmiye yakın parti seçime girer, Meclis'te üç parti koltukları paylaşır.
Barajı aşamayan partilere mendil sallamak düşer. 
Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna. 
Bu nasıl demokrasi?
Kör topal demokrasi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Engin Aktel
Kör- topal demokrasi
--------------------------------------------------------------------------------
 

 Demokrasi için önce demokrat olmak gerekir.
Acaba biz öyle miyiz?
Hiç sanmıyorum...
Partilerin şu Grup Toplantılarına bir bakın.
İki saat kürsüde konuşan kim?
Partinin Genel Başkanı.
Dinleyenler kim?
Partinin Milletvekilleri.
Bir Allahın kulu da söz isteyip, Grup Toplantısı'nda konuşma hakkına sahip mi?
Bu güne kadar Genel Başkan'ın dışında, Grup Toplantısı'nda konuşan bir Milletvekili'ne rastladınız mı?
Veya, toplantıda, fikrini açıklamak için söz isteyen bir Milletvekili'ne şahit oldunuz mu?
Peki, Genel Başkan'a tepki gösterebilen Milletvekili var mı?
Hadi bunlardan geçtik.
Parti Genel Başkanlık Seçiminde, sıkıyorsa Genel Başkan'ın karşısında Başkanlığa aday ol.
Ne olduğunu bile anlamadan,anında partiden uçururlar.
Haberin bile olmaz.
Sebep?
Sözde demokratız da ondan...
***
Demokrasiye geçeli 63 yıl olmuş ama, bir türlü demokrat olamamışız.
80 ihtilali sonrası askeri rejim tarafından yapılan Anayasa ile yönetilip demokrasiden dem vuruyoruz.
Siyasi Partiler Yasası'na el sürmüyoruz, demokrasiden bahsediyoruz.
Yaşadığın il için seçtiğin Milletvekillerini bile tanımazsın. Çünkü sen değil,
Genel Başkan seçmiştir o Milletvekillerini. 
Demokrasi adına, sen yalnızca oy verirsin.
Seçim Yasası ve yüzde 10 barajı sittin senedir yerinde durur.
Ona kimse el sürmek istemez.
Cızzzzz... Ellersen yanarsın.
Yirmiye yakın parti seçime girer, Meclis'te üç parti koltukları paylaşır.
Barajı aşamayan partilere mendil sallamak düşer. 
Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna. 
Bu nasıl demokrasi?
Kör topal demokrasi...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ezop masalları</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1441</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 09:28:50 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1441</guid>
			<description><![CDATA[Kurt ile At


:Kurdun biri bir tarladan geçiyormuş, boydan boya arpa görmüş. Kurt ne yapsın arpayı? Yiyemez ki! Bırakıp gitmiş. Yolda Önüne bir at çıkmış. Onu görünce: &#8220;Ben de seni arıyordum/&#8217; demiş; &#8220;şurada arpa buldum, ama yiyemedim, sana sakladım, bayılırım senin dişlerinin gıcırtısına. Gel, sen ye, ben de seyredeyim.&#8221; At kanmamış bu sözlere: &#8220;Yahu,&#8221; demiş, &#8220;ben kurtları bilmez miyim? Sen arpa yiyebil-seydin karnını doyurmak zevkini bırakır da kulaklarının zevkini düşünür müydün?&#8221; demiş.yaratılışlarından kötü olanlar, kendilerine iyilik ediyormuş gibi bir süs verseler de gene kimseyi kandıramazlar, 


Tilki ile Üzümler:


Tilki çok acıkmış ve bir bağa girmiş. Üzümlerin iştah açıcı görüntülerine bakarak, karnını doyurmak İstemiş. Ancak, bîr türlü yetişip de, o güzelim üzümlerden koparıp yiyememiş. Bu sefer de, &#8220;önemli değil canım, nasıl olsa hepsi ekşiydi&#8221;demiş.Elde edemediğimiz bir şeyi kötülemek, çok kolaydır.

Adam ile Aslan:


Bir adam ile bir aslan birlikte yolculuk ediyorlarmış. Hangisinin daha cesur ve güçlü olduğu konusunda tartışmaya başlamışlar. Yolda, bir aslanı boğan bir adam heykeline rastlamışlar. &#8220;Görüyor musun?&#8221; demiş adam, aslana, &#8220;Bu heykel, insanın daha üstün olduğunun en iyi kanıtı değil mi?&#8221;&#8220;O senin yorumun&#8221; diye cevap vermiş aslan, &#8220;O heykeli bir aslan yapsaydı, aslanın pençesinde en az yirmi insan olurdu.&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kurt ile At


:Kurdun biri bir tarladan geçiyormuş, boydan boya arpa görmüş. Kurt ne yapsın arpayı? Yiyemez ki! Bırakıp gitmiş. Yolda Önüne bir at çıkmış. Onu görünce: &#8220;Ben de seni arıyordum/&#8217; demiş; &#8220;şurada arpa buldum, ama yiyemedim, sana sakladım, bayılırım senin dişlerinin gıcırtısına. Gel, sen ye, ben de seyredeyim.&#8221; At kanmamış bu sözlere: &#8220;Yahu,&#8221; demiş, &#8220;ben kurtları bilmez miyim? Sen arpa yiyebil-seydin karnını doyurmak zevkini bırakır da kulaklarının zevkini düşünür müydün?&#8221; demiş.yaratılışlarından kötü olanlar, kendilerine iyilik ediyormuş gibi bir süs verseler de gene kimseyi kandıramazlar, 


Tilki ile Üzümler:


Tilki çok acıkmış ve bir bağa girmiş. Üzümlerin iştah açıcı görüntülerine bakarak, karnını doyurmak İstemiş. Ancak, bîr türlü yetişip de, o güzelim üzümlerden koparıp yiyememiş. Bu sefer de, &#8220;önemli değil canım, nasıl olsa hepsi ekşiydi&#8221;demiş.Elde edemediğimiz bir şeyi kötülemek, çok kolaydır.

Adam ile Aslan:


Bir adam ile bir aslan birlikte yolculuk ediyorlarmış. Hangisinin daha cesur ve güçlü olduğu konusunda tartışmaya başlamışlar. Yolda, bir aslanı boğan bir adam heykeline rastlamışlar. &#8220;Görüyor musun?&#8221; demiş adam, aslana, &#8220;Bu heykel, insanın daha üstün olduğunun en iyi kanıtı değil mi?&#8221;&#8220;O senin yorumun&#8221; diye cevap vermiş aslan, &#8220;O heykeli bir aslan yapsaydı, aslanın pençesinde en az yirmi insan olurdu.&#8221;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ingiliz gizli belgeleri</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1440</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:30:52 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1440</guid>
			<description><![CDATA[*Arşivlere bakınca İngiliz diplomasisine hayran kalmamak elde değil.   Emperyal çağın kazandırdığı deneyimle olsa gerek, müthiş bir öngörü yeteneği geliştirmişler.
Birkaç örnek vereyim:
Daha 1919 Eylül&#8217;ünde Mustafa Kemal Paşa Ankara yolundayken ve kafasındaki planı en yakınlarına bile söylememişken İstanbul&#8217;daki İngiliz Yüksek Komiseri, Londra&#8217;ya şu bilgiyi geçiyordu: 
&#8220;Mustafa Kemal&#8217;in hareketi Anadolu&#8217;da bağımsız bir Cumhuriyet&#8217;e doğru gelişiyor.&#8221; 
* * *
Bir başka örnek:
1938 yılı...
Atatürk&#8217;ün hastalığı ilerliyor. Ankara&#8217;daki tüm diplomatlar &#8220;Halefi kim olacak&#8221; sorusuna yanıt arıyor.
Kimisi Celal Bayar&#8217;ın kimisi Fethi Okyar&#8217;ın ismi üzerinde duruyor.
İtalyan elçisi Atatürk&#8217;ün İnönü&#8217;yle küs olduğunu hatırlatıp &#8220;Sıra Çakmak&#8217;ta&#8221; diye rapor geçiyor.
İngiliz Büyükelçisi Percy Lorein&#8217;in raporu ise şu:
&#8220;İnönü&#8217;ye harcanmış biri gözüyle bakmayın. Atatürk onu yedekte bekletiyor.&#8221;  
* * *
Yılbaşında İngiliz devlet arşivlerinde 30 yıl gizlilik koşulunu dolduran belgeler açıldı. Vatan&#8217;dan Jan Devletoğlu arşive girip 2 bine yakın belgenin bir kısmını yayımladı.
Böylece Ankara&#8217;daki İngiliz diplomatların 1979 Türkiye&#8217;siyle ilgili olarak Londra&#8217;ya ne mesajlar ilettiklerini öğrenmiş olduk.
Nasıl 1919&#8217;da Mustafa Kemal&#8217;in beynini okumuşlarsa, nasıl 1938&#8217;de İnönü seçeneğini isabetle tahmin etmişlerse, 70&#8217;lerin sonundaki gelişmeleri de doğru okuduklarını anladık.
Örneğin 1978&#8217;deki Maraş katliamından sonra Londra telaşla soruyor:
&#8220;Türkiye&#8217;de de İran türü bir mezhep çatışması mı var?&#8221;
Elçiliğin yanıtı ilginç:
&#8220;Türkiye&#8217;de Aleviler ve Sünniler yüzyıllarca yan yana yaşadılar. Çatışmanın gerçek sebebi mezhep farklılığı değil, bunu kendi çıkarları için kışkırtan politik radikaller...&#8221;
Yine 1978&#8217;de Van, Hakkâri ve Diyarbakır&#8217;da incelemeler yapan bir diplomat, izlenimlerini şöyle özetliyor:
&#8220;Türk Kürtleri bağımsız bir Kürdistan devleti istemiyorlar. Ama dilleriyle gurur duyuyorlar.&#8221;
* * *
Raporlardan anlaşılıyor ki, İngilizler, 12 Eylül&#8217;ün gelişini de daha 1978 Sonbaharı&#8217;nda, Türkiye&#8217;deki liderlerden önce sezmişler.
Ekim 1978...
Terörün kitlesel saldırılara başladığı dönem...
İngiliz Dışişleri Bakanı David Owen, Ankara&#8217;daki büyükelçiliğinden &#8220;Türkiye&#8217;deki darbe olasılığı&#8221;nı araştırmalarını istiyor. Bir süre sonra gönderilen raporun özeti şu:
&#8220;Ecevit güvenlik ve ekonomide dengeyi kaybeder de Demirel yeniden iktidar olursa Türkiye, büyük şiddet olaylarına ve Hitlervari bir faşizme sürüklenebilir. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin tepedeki generalleri emir komuta zinciri içinde bir darbe yapabilir.&#8221;
* * *
Bunca isabetli öngörüyü okuduktan sonra Ankara&#8217;daki İngiliz diplomatlarının Londra&#8217;nın &#8220;Türkiye&#8217;de neler oluyor&#8221; sorusunu nasıl yanıtladıklarını merak etmez misiniz?
Bizim gizli raporların da 30 yıl sonra açılmasını ve mesela şu İpekçi cinayetinin yazışmalarının ortaya çıkmasını istemez misiniz?

                                                    *Can Dündar (25 Ocak 2010)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[*Arşivlere bakınca İngiliz diplomasisine hayran kalmamak elde değil.   Emperyal çağın kazandırdığı deneyimle olsa gerek, müthiş bir öngörü yeteneği geliştirmişler.
Birkaç örnek vereyim:
Daha 1919 Eylül&#8217;ünde Mustafa Kemal Paşa Ankara yolundayken ve kafasındaki planı en yakınlarına bile söylememişken İstanbul&#8217;daki İngiliz Yüksek Komiseri, Londra&#8217;ya şu bilgiyi geçiyordu: 
&#8220;Mustafa Kemal&#8217;in hareketi Anadolu&#8217;da bağımsız bir Cumhuriyet&#8217;e doğru gelişiyor.&#8221; 
* * *
Bir başka örnek:
1938 yılı...
Atatürk&#8217;ün hastalığı ilerliyor. Ankara&#8217;daki tüm diplomatlar &#8220;Halefi kim olacak&#8221; sorusuna yanıt arıyor.
Kimisi Celal Bayar&#8217;ın kimisi Fethi Okyar&#8217;ın ismi üzerinde duruyor.
İtalyan elçisi Atatürk&#8217;ün İnönü&#8217;yle küs olduğunu hatırlatıp &#8220;Sıra Çakmak&#8217;ta&#8221; diye rapor geçiyor.
İngiliz Büyükelçisi Percy Lorein&#8217;in raporu ise şu:
&#8220;İnönü&#8217;ye harcanmış biri gözüyle bakmayın. Atatürk onu yedekte bekletiyor.&#8221;  
* * *
Yılbaşında İngiliz devlet arşivlerinde 30 yıl gizlilik koşulunu dolduran belgeler açıldı. Vatan&#8217;dan Jan Devletoğlu arşive girip 2 bine yakın belgenin bir kısmını yayımladı.
Böylece Ankara&#8217;daki İngiliz diplomatların 1979 Türkiye&#8217;siyle ilgili olarak Londra&#8217;ya ne mesajlar ilettiklerini öğrenmiş olduk.
Nasıl 1919&#8217;da Mustafa Kemal&#8217;in beynini okumuşlarsa, nasıl 1938&#8217;de İnönü seçeneğini isabetle tahmin etmişlerse, 70&#8217;lerin sonundaki gelişmeleri de doğru okuduklarını anladık.
Örneğin 1978&#8217;deki Maraş katliamından sonra Londra telaşla soruyor:
&#8220;Türkiye&#8217;de de İran türü bir mezhep çatışması mı var?&#8221;
Elçiliğin yanıtı ilginç:
&#8220;Türkiye&#8217;de Aleviler ve Sünniler yüzyıllarca yan yana yaşadılar. Çatışmanın gerçek sebebi mezhep farklılığı değil, bunu kendi çıkarları için kışkırtan politik radikaller...&#8221;
Yine 1978&#8217;de Van, Hakkâri ve Diyarbakır&#8217;da incelemeler yapan bir diplomat, izlenimlerini şöyle özetliyor:
&#8220;Türk Kürtleri bağımsız bir Kürdistan devleti istemiyorlar. Ama dilleriyle gurur duyuyorlar.&#8221;
* * *
Raporlardan anlaşılıyor ki, İngilizler, 12 Eylül&#8217;ün gelişini de daha 1978 Sonbaharı&#8217;nda, Türkiye&#8217;deki liderlerden önce sezmişler.
Ekim 1978...
Terörün kitlesel saldırılara başladığı dönem...
İngiliz Dışişleri Bakanı David Owen, Ankara&#8217;daki büyükelçiliğinden &#8220;Türkiye&#8217;deki darbe olasılığı&#8221;nı araştırmalarını istiyor. Bir süre sonra gönderilen raporun özeti şu:
&#8220;Ecevit güvenlik ve ekonomide dengeyi kaybeder de Demirel yeniden iktidar olursa Türkiye, büyük şiddet olaylarına ve Hitlervari bir faşizme sürüklenebilir. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin tepedeki generalleri emir komuta zinciri içinde bir darbe yapabilir.&#8221;
* * *
Bunca isabetli öngörüyü okuduktan sonra Ankara&#8217;daki İngiliz diplomatlarının Londra&#8217;nın &#8220;Türkiye&#8217;de neler oluyor&#8221; sorusunu nasıl yanıtladıklarını merak etmez misiniz?
Bizim gizli raporların da 30 yıl sonra açılmasını ve mesela şu İpekçi cinayetinin yazışmalarının ortaya çıkmasını istemez misiniz?

                                                    *Can Dündar (25 Ocak 2010)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>BEYNİNİZİ BESLEYİN</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1439</link>
			<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 15:57:23 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1439</guid>
			<description><![CDATA[Beyninizi besleyin
Biraz da faydalı konulardan söz açalım. Mesela. Beynimizi iyi kullanıyor muyuz? Ona gerekli desteği veriyor muyuz? Mümin Sekman&#8217;ın derlediği önerileri dikkatinize sunalım:
-  İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, &#8220;volta atmayı&#8221; deneyebilirsiniz.  Yürürken kolları sallamak, beynin performansını olumlu etkiler...
-  Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelimeler öğrenip kullanabilirsiniz.
-   Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere çeşitli bulmacalar çözün. Satranç gibi &#8220;akıl oyunları&#8221; oynayın.
-  Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizle tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.
-  Her gün güzel bir resme, manzaraya veya fotoğrafa bakmaya çalışın...
-  Her gün sevdiğiniz bir müziği bir süre gözünüz kapalı dinleyin.
-  Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatımız da ona göre şekillenir. Unutmayın kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
-  İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. çok uyuyorum diye üzülmeyin.
-  Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun...
-  Sürekli TV seyrederek beyninizi &#8220;düşük viteste&#8221; çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler beyninizi geliştirmez...
-  Beyni yoran en önemli şey monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz...
-  Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir.. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken &#8220;kafadan&#8221; değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.
-  Beyin tıkandığında varsayımlarla akıl yürütür. Kendinize bir &#8220;kanaat önderi&#8221; seçin ve onun zihnini kafanızın içindeymiş gibi düşünün.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beyninizi besleyin
Biraz da faydalı konulardan söz açalım. Mesela. Beynimizi iyi kullanıyor muyuz? Ona gerekli desteği veriyor muyuz? Mümin Sekman&#8217;ın derlediği önerileri dikkatinize sunalım:
-  İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, &#8220;volta atmayı&#8221; deneyebilirsiniz.  Yürürken kolları sallamak, beynin performansını olumlu etkiler...
-  Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelimeler öğrenip kullanabilirsiniz.
-   Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere çeşitli bulmacalar çözün. Satranç gibi &#8220;akıl oyunları&#8221; oynayın.
-  Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizle tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.
-  Her gün güzel bir resme, manzaraya veya fotoğrafa bakmaya çalışın...
-  Her gün sevdiğiniz bir müziği bir süre gözünüz kapalı dinleyin.
-  Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatımız da ona göre şekillenir. Unutmayın kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
-  İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. çok uyuyorum diye üzülmeyin.
-  Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun...
-  Sürekli TV seyrederek beyninizi &#8220;düşük viteste&#8221; çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler beyninizi geliştirmez...
-  Beyni yoran en önemli şey monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz...
-  Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir.. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken &#8220;kafadan&#8221; değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.
-  Beyin tıkandığında varsayımlarla akıl yürütür. Kendinize bir &#8220;kanaat önderi&#8221; seçin ve onun zihnini kafanızın içindeymiş gibi düşünün.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ABDİ İPEKÇİ ŞİMDİ ÖLDÜ:</title>
			<link>http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1438</link>
			<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 08:24:56 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.yaltkaya.net/forumtr/showthread.php?tid=1438</guid>
			<description><![CDATA[ABDİ İPEKÇİ ŞİMDİ ÖLDÜ:
 
1, Şubat, 1979 da, psikopat katil Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen Abdi İpekçi, dün bütün dünyanın gözü önünde bir kez daha, kendi meslektaşları tarafından öldürüldü.
Dün gün boyu tüm televizyonlar, radyolar neredeyse bu sapık katilin her adımını duyurma yarışına girdiler. Sanki dünyayı kurtaran adam, insanlık için çok büyük bir buluşu gerçekleşti-
ren bir bilim adamı veya kanserin tedavisini bulmuş bir tıp adamı ülkemize gelmişti.
 
Oysa cezaevinden çıkan; Abdi İpekçiyi, Türkiye&#8217;nin en mükemmel gazetecilerinden birini, yüreği sevgi dolu bir yöneticiyi, çok iyi bir aile babasını, Ülkenin en parlak beyinlerinden birini acımasızca, sadece ve sadece teröre hizmet etmek için yok eden bir caniydi. 
Bu sapık adam, daha sonra Katolik Hıristiyanların Ruhani Liderini öldürmeye teşebbüs etmiş ve Türkiye&#8217;nin ve Türklerin imajına çok kötü bir damga vurmuştu. Üstelik bu hastalıklı beyin sahibi sapık, kendisini Türk Milliyetçisi olarak tanıtıyordu. Köpekler tükürsün senin gibi milliyetçiye.
 
Dün ülkem ve medya kuruluşları adına bir kere daha üzüldüm. Ülkemizin gündemi ile medyanın gündemi arasında dağlar kadar fark var. AKP tarafından beslenen medyanın zaten başka türlü davranması mümkün değil. Peki, ya diğerleri, sizlere neler oluyor? Bu katile ayırdığınız sürenin kırkta birini, Ankara nın ayazında sokakta hak arayan TEKEL işçisi için ayıramaz mıydınız? Aynı gün Türkiye&#8217;nin savunması için şehit olan 1986 doğumlu Jandarma Uzman Çavuş Serkan İpek ve onun cenaze törenini de görmezden geldi, anlı şanlı medyamız.
 
Emeklinin sefaleti, 6 Milyon işsizin durumu, 20 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşaması medyamızı asla ilgilendirmiyor.
 
Başbakanın Damadının başında bulunduğu ÇALIK Grubuna ait ATV de dün akşam, tiksinti veren Mehmet Ali Ağca haberinden sonraki iki haber şunlar idi. Birincisi; Başbakan ve eşi Esma Sultan Yalısındaki bir etkinlikte &#8220;Hijyen Rezaleti&#8221; yaşanmış. Çerkez Tavuğu, Bademli Pilav ve Vezir Parmağından oluşan menüde mikrop bulunmuş! Beşiktaş Kaymakamı ise, sorumlular hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ve 2- 15 yıl hapis cezası talep edilmiş. Bu aslan kaymakam derhal vali olmalı. İkincisi; ASO (Ankara Sanayi Odası) Başkanının teleskopu komşu Büyükelçilik tarafından kaldırılmış. Rezilliği görüyor musunuz, insanın midesini bulandırmak için ilaç gibi uygulama.
 
Sözüm yeni yetme gazetecilere ve televizyonculara değil, sözüm Rahmetli Abdi İpekçinin yetiştirdiği, bugün kendilerine  &#8220;DUAYEN&#8221; veya &#8220;ANCHORMAN&#8221; dedirten yedi sülalelerine yetecek kadar servet sahibi olmuş, mesleğin sözüm ona büyüklerine. Sizin başınıza böyle bir olay gelmiş olsaydı ve Abdi İpekçi sizin oturduğunuz koltuklarda oturuyor olsaydı, sizin gibi mi davranırdı? Ne yüzle gideceksiniz 1 Şubat&#8217;ta İpekçinin kabrine? Hiç utanmayacak mısınız? Size TV sahipleri baskı ile bu haberleri yaptırıyorlarsa, İSTİFA denen onurlu bir davranıştan hiç haberiniz yok mu?
 
Size bir şey söyleyeyim mi üstatlar; Ben Egede Son Söz Adlı bir İnternet Gazetesinde 4&#8211;5 aydır yazan acemi bir kişiyim. Sizlerde vefa duygusu, mesleki dayanışma ve USTAYA SAYGI kalmamış. Yazıklar olsun. Ben sizi sınıfta bıraktım. Türk Milletlide çok yakında sizleri defterinden silecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABDİ İPEKÇİ ŞİMDİ ÖLDÜ:
 
1, Şubat, 1979 da, psikopat katil Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen Abdi İpekçi, dün bütün dünyanın gözü önünde bir kez daha, kendi meslektaşları tarafından öldürüldü.
Dün gün boyu tüm televizyonlar, radyolar neredeyse bu sapık katilin her adımını duyurma yarışına girdiler. Sanki dünyayı kurtaran adam, insanlık için çok büyük bir buluşu gerçekleşti-
ren bir bilim adamı veya kanserin tedavisini bulmuş bir tıp adamı ülkemize gelmişti.
 
Oysa cezaevinden çıkan; Abdi İpekçiyi, Türkiye&#8217;nin en mükemmel gazetecilerinden birini, yüreği sevgi dolu bir yöneticiyi, çok iyi bir aile babasını, Ülkenin en parlak beyinlerinden birini acımasızca, sadece ve sadece teröre hizmet etmek için yok eden bir caniydi. 
Bu sapık adam, daha sonra Katolik Hıristiyanların Ruhani Liderini öldürmeye teşebbüs etmiş ve Türkiye&#8217;nin ve Türklerin imajına çok kötü bir damga vurmuştu. Üstelik bu hastalıklı beyin sahibi sapık, kendisini Türk Milliyetçisi olarak tanıtıyordu. Köpekler tükürsün senin gibi milliyetçiye.
 
Dün ülkem ve medya kuruluşları adına bir kere daha üzüldüm. Ülkemizin gündemi ile medyanın gündemi arasında dağlar kadar fark var. AKP tarafından beslenen medyanın zaten başka türlü davranması mümkün değil. Peki, ya diğerleri, sizlere neler oluyor? Bu katile ayırdığınız sürenin kırkta birini, Ankara nın ayazında sokakta hak arayan TEKEL işçisi için ayıramaz mıydınız? Aynı gün Türkiye&#8217;nin savunması için şehit olan 1986 doğumlu Jandarma Uzman Çavuş Serkan İpek ve onun cenaze törenini de görmezden geldi, anlı şanlı medyamız.
 
Emeklinin sefaleti, 6 Milyon işsizin durumu, 20 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşaması medyamızı asla ilgilendirmiyor.
 
Başbakanın Damadının başında bulunduğu ÇALIK Grubuna ait ATV de dün akşam, tiksinti veren Mehmet Ali Ağca haberinden sonraki iki haber şunlar idi. Birincisi; Başbakan ve eşi Esma Sultan Yalısındaki bir etkinlikte &#8220;Hijyen Rezaleti&#8221; yaşanmış. Çerkez Tavuğu, Bademli Pilav ve Vezir Parmağından oluşan menüde mikrop bulunmuş! Beşiktaş Kaymakamı ise, sorumlular hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ve 2- 15 yıl hapis cezası talep edilmiş. Bu aslan kaymakam derhal vali olmalı. İkincisi; ASO (Ankara Sanayi Odası) Başkanının teleskopu komşu Büyükelçilik tarafından kaldırılmış. Rezilliği görüyor musunuz, insanın midesini bulandırmak için ilaç gibi uygulama.
 
Sözüm yeni yetme gazetecilere ve televizyonculara değil, sözüm Rahmetli Abdi İpekçinin yetiştirdiği, bugün kendilerine  &#8220;DUAYEN&#8221; veya &#8220;ANCHORMAN&#8221; dedirten yedi sülalelerine yetecek kadar servet sahibi olmuş, mesleğin sözüm ona büyüklerine. Sizin başınıza böyle bir olay gelmiş olsaydı ve Abdi İpekçi sizin oturduğunuz koltuklarda oturuyor olsaydı, sizin gibi mi davranırdı? Ne yüzle gideceksiniz 1 Şubat&#8217;ta İpekçinin kabrine? Hiç utanmayacak mısınız? Size TV sahipleri baskı ile bu haberleri yaptırıyorlarsa, İSTİFA denen onurlu bir davranıştan hiç haberiniz yok mu?
 
Size bir şey söyleyeyim mi üstatlar; Ben Egede Son Söz Adlı bir İnternet Gazetesinde 4&#8211;5 aydır yazan acemi bir kişiyim. Sizlerde vefa duygusu, mesleki dayanışma ve USTAYA SAYGI kalmamış. Yazıklar olsun. Ben sizi sınıfta bıraktım. Türk Milletlide çok yakında sizleri defterinden silecek.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>